Umutlu bir başlangıcı vardı. Romantik komedilerin acizliğine göndermelerle başlayan sahneler, kız tavlama yöntemlerinin bayatlığını ilk diyalogların eğlenceli havasından hissetmemiz, kızın serserinin iflah olmazlığının gayet farkında olmasına rağmen ona karşı koyamaması, serserinin kızın sarma lokmalarını boğazına dizdiği sahne, "ince zevkleri olan serserinin" serseriliğinden zerre taviz vermeyeceğinin anlaşılması, doğalıkla ve sahicilikle ilerleyen oyunculuklar.
"Ama"lı kısma gelmek zorundayım bu bölümde. Zerre etkilenmedim ve ağlamadım çünkü hikayenin akışı içinde yaşananlar ve kimi diyaloglar bana çok yapay geldi. (Evet kabul etmek zor gelebilir size ama bu filmden çıkınca ağlamayan insanlar da var ve uzaylı gibi bakmaktan vazgeçerseniz seviniriz.) Duygusuz bir insan olmaktan çok uzak, olur olmaz yerlerde gözyaşlarını tutamadığı için kendine sinir olan biri olarak söylüyorum bunu. Sonu başından belli, bir dolu klişeliğin ard arda dizildiği, benzerlerinin düzinelerce yabancı filmden görülebileceği, yönetmenine yazık olmuş ve kolaycılığa kaçılmış bir film oldu benim gözümde. Hele Eternal Sunshine'la karşılaştıranlara ise gülerim sadece. Yalnızlığın vurgulanması için birinin birine kazık attığı bir aşk hikayesine ihtiyacımız var mı ki, ya da haldır huldur sevişen bir erkeğin en sonunda duyarlı bir genç kız bularak bir şekilde kendini sorgulamasına? Ayrıca insanın bir aşk yaşamıyor olması ille de yalnız olduğunu mu gösterir? Adamın işinde mutlu olması, kafasına göre takılması vs. bu düşünceyi de çürütüyor. Hele o "sana layık değilim"li yeşilçam cümlelerini falan duyunca ağlamayı bırakın sinirden gülesim geldi. "Yıllar sonra karşılaşan eski sevgililer aslında birbirlerini unutamamıştır" sahnesi ise o ana kadar filmden etkilendiğim bir şeyler vardıysa bile hepsini alıp götürdü. "Bir gün benimle tanışacağını bilmiyordun" şeklindeki naif kızları etkileyecek cümleleri de yemedik. Geriye bir tek şahane müzikler, imrendiğim İstanbul pasajları kaldı. "Allah'ım ıssız adamlardan uzak tut hepimizi" temennisi bir de... Ulak'ı izlemedim ama eminim Ulak daha güzeldir; yaratıcı bir konusu var gibi duruyor en azından.
16 yorum:
Hay kaleminizle bin yaşayın!
Filmdeki ne oyunculukları, ne senaryoyu, ne filmin kurgusunu, ne final sahnesini hiç mi hiç beğenmedim. (Hatta ben 80'lerin hafif müziğini de sevmem, bundan da etkilenmedim.)
Neye güveniyordu peki Çağan Irmak? Bence, "herkesin yaşamının bir yerlerinde -özellikle de gençken- unutamadığı bir sevgilisi vardır ve bu filmi izlerken o kişi aklına gelir" düşüncesine. Ama bu yetmiyor işte.
Göz yaşları konusundaysa, bir ara gerçekten kahkahalarla güldüğümü hatırlıyorum, bırakın ağlamayı...
günlerin tortusu: ben de sevindim birilerinin benimle aynı fikirde olmasına :)
efe: bir şey kaybetmezsin emin ol. çok merak ediyorsan dvdsi çıkınca izlersin. Mustafa Hakkında Her şey de cidden başyapıt gibi kaldı bunun yanında.
Sera ben de hüngürdemedim doğrusu ve yorumlarına da katılıyorum aynen...O kadar derinlikli bir aşk izlenimi vermedi bana, yaşananlar ve kimi diyaloglar hakkaten yapay geldi. Bi de 2. sırada izledim filmi, kızın evindeki kitapların hepsinin isimlerini gördüm,yükseköğrenimde sorunlar ve çözümleri,ekonominin bilmemnesi filan şeklinde kitaplar diziliydi. Hayır madem alakasız kitaplar diziyosun fon diye, bari yakın plan görüntüleme be adam:P
ben en arkada oturduğum için kitapları görmedim ama komik derecede alakasızmış cidden. çok yapaydı bence de. kızın da bazı konularda inandırıcılığı yoktu ama onları da sayıp ağzımı bozmayım şimdi :)
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=910492&Date=28.11.2008&CategoryID=113
Bursa'dan nefret etmek için kendime göre nedenlerim var. Gael Garcia Bernal haberini görünce daha da çok nefret ettim. Haksızlık bu. Niye oraya gidiyor. Antalya'ya ya da İstanbul'a gitseymiş. Bursa seni hak etmiyor Gael!
Ben Bursa'ya git diye söyledim :)
Bence Bursa yakışmış Gael'e ama inanmıyorum geleceğine. Balonmuş gibi sanki.
İzlemedim hala bu filmi, Atonement'da yaşadığımız uyuşmazlığı göz önünde bulundurarak umudumu koruduğumu söyleyeyim.
evet belli olmaz ama Atonement üstün kalıyor böyle filmlerin yanında. Ayrıca Atonement'ın başlarını ve sonunu seviyorum ve özgün bir film en azından. Issız adam için asla aynı şeyler söylenemez.
sera bunu sana söylemiyorum hani kişisel algılama da
ben de sıkıldım artık şu "herkes beğendi ben beğenmedim ama arkadaş!!!!!" cümlelerinden.
Böyle bir yorum bekliyordum ama senden değil tria. Sana söylemiyorum demişsin ama yine de yorum bana gelmiş gibi olmuşken madem cevap yazayım.
Herkes beğendi diye ben beğenmediğimi saklamak zorunda değilim demek zorundayım ben de bu durumda. Ayrıca öyle bir tavrı takınacak bir insan değilim hiç. "Herkes beğenmişken ben de şöyle entel yorumlarla çamur atayım" tavrından nefret ederim. Öyle olsaydı Twilight'ı heyecanla beklemezdim :)))
Issız Adam beni pekçok bakımdan rahatsız eden bir film oldu ve beklediğim samimiyette bir film değildi Çağan Irmak'tan. Linç edilme tehlikesine rağmen bunu söylemekten vazgeçmeyeceğim.
aslında çok normal ve klişe, benim "aaa serağğğ lütfen amağğğ" deyişim senin de "ama tria hakkaten de beğenmedim napiyim yağğğ" deyişin))) öyle çünkü, öyle olmak zorunda.
popüler kültüre hizmet eden filmlerin kaderi bu)) bir süreç başlar, "aaa gidin mutlaka izleyin" o sürece kadar çok az eleştiri gelir, sonra hızlı bi şeklilde ilerlerken bu kez birçok insan izleyince ve o ana kadar az eleştiri gelince sanki otomatik olarak "yokhyauuu bu muymuş1!!'^" süreci geliyor ve başlıyor insanlar sevmediklerini söylemeye hani.
neden çünkü popüler kültüre hitap eden (ki çağan ırmak filmleri bana göre en başından beri öyle) filmlerdeki tüm bu beğenme / beğenmeme süreci birbirinin aynısı ve üzerinde dönen tüm diyaloglar inanılmaz klişe. o yüzden çok normal. ben daha şimdiden çok alıştım bu klişeye!)))
Çağan Irmak'ın "Mustafa hakkında her şey"i en sevdiğim Türk filmleri arasında ilk sıralardadır, keza Ulak da çok başarılı bulduğum bir filmdir. "Babam ve Oğlum"da çok beğendiğim oyuncular olmasına rağmen hiç ısınamamıştım. (bir dönem her yerde Babam ve Oğlum vardı, görmekten bıkmıştım. Issız Adam'da durumun daha kötü olacağını nerden bileyim o zaman.) "Issız adam" nefret ettiğim ilk Çağan Irmak filmi oldu, yazmamak için kendimi tuttuğum şeyleri yazmışsın, ne kadar teşekkür etsem az :)
Çağan Irmak'ın sevmediğim ilk filmi oldu Issız Adam benim de aynı şekilde.
Ben bir şey yapmadım esasında. Diğer filmlerle ilgili ne hissettiysem bunu da aynı şekilde yazdım :)
Bu film hakkinda cok benzer bir yazi yazmistim yakin zamanda. Hatta sen benden de iyi ifade etmissin. Aynen katiliyorum butun soylediklerine.
senin yazını da görmüştüm. sanki aynaya bakar gibiydi :)
Neden filmi beğenmediğimi ve derdimi açıkça anlatabildiğimi düşünüyorum. Sonuçta Çağan Irmak'ın çok daha özgün filmlerini görmüştük.
Yorum Gönder