Cumartesi, Aralık 13, 2008

wristcutters, brick, azuloscurocasinegro

Wristcutters: A Love Story

Ne zamandır buraya zaman ayıramadığımdan filmler birikti. Son okuduğum iki Paul Auster kitabından mı bahsetsem, filmlerden mi diye karar vermekte güçlük çekerken filmlerle başlamak istedim. Bay Auster bir süre daha bekleyebilir.
İntihar edenlerin gittiği tozlu, bulanık, renksiz bir dünyada geçiyor film. Yönetmen Goran Dukic'in kurduğu film atmosferi çok düşündürücü esasında. Öldükten sonra gidilen yerler genelde renkli, ürkütücü, esrarengiz ve çarpıcı betimlemelerle sunulur sinemada. Goran Dukic ise her şeyin gayet yavaş aktığı, pek de renkli sayılmayacak, çorak yol manzaraları sunuyor izleyiciye intihar edenlerin gittiği bir öte dünya olarak.
Bilekkesenler bir aşk filmi gibi görünüyor ama daha çok bir dostluk filmi olarak gördüm filmi ben. Sonu dışında pek de masalımsı olduğu da söylenemez. Yalnızlığın ve hüznün dünyası da değil tam olarak. Mucizelere ve katıksız sevgiye özlem denebilir. En özgün yol filmleri arasında yerini aldığını da belirtmeli.

Brick

Baştan sona göz açıp kapamadan heyecanla izleniyor gençlik kara filmi Brick. Tüm sürükleyiciliğine rağmen ise karakterleri fazlasıyla itici buldum. Femme fatale rolündeki oyuncu Nora Zehetner'in tekinsiz hali cuk oturuyor olsa da yetmiyor filmi sevmeme. Teen slasher'a bile dönüşebilir esasında. Yok canım o kadar da değil. Biraz zorlama geldi işte neden bilmem.

Azuloscurocasinegro

İspanyol filmlerini veya Güney Amerika diyarlarını sevdiğimi biliyorsun sayın okuyucu. Yine de bu filmi tam anlamıyla sevebildiğimi söyleyemeyeceğim. Sanırım masör peşinde koşan baba oğulun yan hikayesinden sıkılmamdan, biraz da hapisteki kadının itici gelmesinden.
Komediyle dramın iç içeliğini, oyuncuların oynuyormuş gibi değil de sahici insan betimlemeleri gibi yansıyışını, toplumsal ayrımlarla dalga geçilmesini ise pek bi sevdim. Hele Jorge'nin filmin sonundaki seçiminin ettirdiği tebessüm tarif edilemez, yaşanır.

Üşenip daha sonra yazmaya karar verdiğim filmler: Central Do Brazil (hala ağlayasım gelir), Mon Ange, Y Tu Mama Tambien, A Little Princess, El Orfanato, The Fall, Wall-E, Iron Man

4 yorum:

efe dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Sera dedi ki...

yakında yazarım The Fall'u da. Bu üçü arasında en çok aklımda kalan Wristcutters'dı benim.

buraneros dedi ki...

wristcutters aslında sanki gerçek yaşamdaki bir takım karakterlerin parodisi gibi izlense; örneğin fredy mercury'nin karşılığı olarak alınsa müzisyen karakter ki goran dukiç'in göndermeside o yönde:)) Birde ne olursa olsun yaşanan yerden güzel olmadığına öteki tarafın vurgusuyla bakılsa sanki daha bir anlamlı gelebilir film...ve senin vurguladığın gibi son sahnede birbirlerine baktıkları an için bile izlemeye fazlasıyla değer bir film olarak değerlendiriyorum ben...eğlenceli bir filmdi,izlenmeli bence; seninde güzel bir vurguyla belirttiğin özgünlüğü için en azından:))

Sera dedi ki...

şenlikli bir sahne vardı bir de. o da enteresandı. Goran Dukic'in sonraki işleri nasıl olacak diye merak ediyor insan bunu izleyince.