Merkez istasyonunda okuma yazma bilmeyenlerin mektuplarını yazan bir teyze ile karşılaşıyoruz filmin başında. Teyze deyince pek öyle güvenilir, sevimli bir kapı komşusu beklemeyin. Huysuz ve biraz da bencil olduğu izlenimini ediniveriyoruz kendisinin sorumlu olduğu mektupları postaya vermeyip, kendi zevki için evde yorumlar yaptığını ve insanlarla dalga geçtiğini görünce.Kendisine mektup yazdıranlardan biri de 9-10 yaşlarında bir çocuk ile annesi. Uzaktaki babalarına ikinci kez mektup yazdırmaya geliyor ana oğul ve istasyonun çıkışında anne kaza geçirip hemen orada ölünce çocuk yalnız kalıyor. Tahmin edileceği üzere, çocuk huysuz teyze Dora'nın başına kalıyor. Dora ilk başta çocuğu kullanarak para kazanmanın peşine düşüyor ve bir çeşit çocuk satıcıları olduğunu anladığımız kişilere belli bir para karşılığında çocuğu bırakıyor. Sonrasında yakın arkadaşının da etkisiyle vicdan muhasebesine girişiyor. Gidip çocuğu gizlice kaçırıyor. Kaçtıkları fark edilince birlikte şehirden ayrılmak zorunda kalıyorlar. Bundan sonrası ise bir yol filmi şeklinde ilerliyor.
Dora'nın amacı çocuğun yanına para bırakıp babasına gitmesini sağlamak ama sürekli aksilikler çıkıyor; yollarda parasız kalıyorlar, paralarını çaldırıyorlar, çocuğun babasıyla ilgili şüpheleri konusunda iki dikkafalı karakter sürekli didişiyorlar. Dora'nın kendine göre bir ahlak felsefesi var. Çocuk Jouse da cin gibi ve dikkafalı bir velet. Dora'nın pek güvenilir bir kadın olmadığını, mektupları postalamadığını anlayor hemen.

Otostop çekerken, terminallerde sersefil olurken ve çocuğun babasını ararken hem birbirlerini değiştiriyorlar hem de yol değiştiriyor onları. Vardıkları kasabalarda halkın içler acısı haline de tanık oluyoruz. Ucu bucağı olmayan, "dünyanın bittiği yer" olarak anılan kocaman ülke Brezilya'da yaşamanın bambaşka bir şey olması gerektiğini de anlıyoruz. Filmin en can yakan yeri finaliyse, ikinci derecede yakıcı olan sahneler Hac bölümlerinde gerçekleşiyor.
Anlayabilmek için burada benim yazdığım monoton cümleleri okumak yetmeyecek, izleyip içselleştirmek gerekecektir filmi. 'Unuttuğunuz insanlık böyle bir şey işte' diyor sanki yönetmen Walter Salles. Çarpıcı toplum manzaraları sunması da cabası. Fernanda Montenegro ödüllü oyunculuğuyla, kocaman, anlamlı gözleriyle ve beden diliyle karakterine ruh katıyor ve çocuk oyuncu Vinicius De Oliveira da izleyiciyi afallatan çocuk karakterler listesinde yerini alıyor.
Bir yabancıya neden bağlanır ki kişi... tipik konusuna rağmen nasıl bu kadar özgün olabilir bir film... elde kalan fotoğrafa ağlanmaz da ne yapılır...
4 yorum:
Y Tu Mama Tambien ve Paul Auster yazısı bekliyoruz!))
Y tu mama tambien elimde duruyor hala izleyemedim. Paul Auster yazısı için de keyfimin gelmesi lazım :))
hayırdır? dövelim hemen bence kim canını sıktıysa!))
ahah yok öyle bir şey efendim :))
Yorum Gönder