Auster'ı Fowles ile aldattığımın bilincinde olsam da, beni bu denli sarsan bir kitaba torpil geçmemek haksızlık olurdu.İnsanın insana yaptığı zulmün başka hiçbir canlı türünde göremeyeceğimizin romanı. Kadın ve erkeğin, zulmedenle ezilenin, entelektüelle yüzeyselin, üretenle tüketenin, üst sınıfla alt sınıfın bitmek bilmeyen mücadelesi, kelebek koleksiyoncusu Clegg'le kaçırdığı Miranda arasındaki ilişkide betimleniyor. Romanın her iki karakterin bakış açısından anlatılmasıyla bu zıtlıklar daha da anlamlanıyor.
Kelebek koleksiyoncusu Clegg bir gün uzaktan uzağa hayran olduğu güzel, zeki, kültürlü ve üretken bir resim öğrencisi olan Miranda'yı çok iyi bir hazırlığın ardından kaçırıp mahzenine kapatıyor. Asosyal Clegg'le Miranda'nın arasında geçenler - tek taraflı olması sebebiyle buna bir ilişki diyebilmek çok zor- ilk bölümde Clegg'in ağzından anlatılırken, Clegg'in her hareketini nasıl da haklı çıkardığını ve her şeye bir bahanesinin olduğunu görüyoruz. Miranda'yı kaçırma ve kilit altında tutma nedenlerini bir bir sıralarkenki umutsuzluğu, cinselliği reddedişini ve o şekilde bir zorlama girişiminde bulunmamasını, Miranda'yı gözünde nasıl da yücelttiğini okurken neredeyse onu haklı bulacakmışız gibi hissediyoruz.
"Her canlı, yaratıcı, vicdanlı kişinin çevresindeki bayağılığın kurbanı olması neden? ... Hepimizden nefret ediyorlar, farklı olduğumuz için, onlar olmadığımız için, onlar bizler olamadıkları için nefret ediyorlar. Bize işkence ediyorlar, bizi dışlıyorlar, bizi karantinaya alıyorlar, bize hakaret ediyorlar; kendi gözlerini bağlıyor ve kulaklarını tıkıyorlar. Bizi fark etmelerini ve saygı duymalarını engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama aramızdaki büyükler öldükten sonra da emekleyerek peşlerinden gidiyorlar. Yarattıkları dönemde üstlerine tükürdükleri, kıçlarıyla güldükleri, kaba fıkralar anlattıkları Van Gogh'lar, Modigliani'lere milyonlar veriyorlar.
Onlardan nefret ediyorum.
Eğitimden ve cahilden, kendini beğenmişten ve sahteden, kıskançtan ve kızgından, kabadan, sıradandan ve alçaktan nefret ediyorum. Kalın kafalı ve küçük olmaktan utanç duymayan bütün kalın kafalı ve küçük insanlardan nefret ediyorum." (Miranda s.192)
Miranda Clegg'in sırf kendisi yanında olsun diye, ondan hiçbir beklentisi olmadan onu sevdiğini söylemesine hiçbir şekilde anlam veremiyor, çünkü onun gözünde karşısındakinin ruhunu hiçe saymaya sevgi denemez; olsa olsa sevginin kötü bir taklidi olabilir. Miranda'nın tutsaklığına rağmen sonuna kadar direnmesi ve umudunu yitirmemesi, tuttuğu günlüklerde düşlerine ve tutkunu olduğu G.P'ye sığınması, özgürlük düşüncesinden asla vazgeçmemesi, yapayalnızlığını nefret ettiği Clegg'le gidermek zorunda kalışı, çizdiği resimler, Clegg'i yüzeyselliğinden ve geleneksel bakış açısından kurtarma çabalarıyla ona resimler gösterip kitaplar okutmaya çalışmasındaki ümitsizliği ve modern insanın açmazlarını irdelemesi Miranda'yı en saygı duyulması gereken kadın karakterlerden biri haline getiriyor. Zeki ve bilinçli olduğunun farkında olsa da bununla asla övünmeyen, burnu büyük entelektüelleri de yerden yere vuran bir karakter olarak Miranda aracılığıyla Fowles kendi sanat bilincini de dile getirmiş çoğu bölümde.
"Çağımızın bütünüyle bir aldatmaca, bir yapmacıklık olduğunu hissediyorum. İnsanların durmadan taşizmden, kübizmden dem vurması, sonu -izm'le biten sözcükleri kullanması ve bu -izm ile birlikte kullandıkları alengirli kelimeler, saçma sapan, yapışkan sözcük ve cümleler. Hepsi de resim yapabilme ve yapamama olgusunu saklamak için sarf ediliyorlar." (s.123)
Miranda Clegg'in kendisini cinsel anlamda zorlamamasına rağmen sonuna kadar kadınca bir korku duyuyor ve bu korkudan kaçınıp özgür olabilmek için her yolu deniyor. Karşısındakinin ruhunun nasıl bir duvardan inşa edildiğini de kitabın sonlarında daha iyi görüyoruz. Fowles'in giriş-gelişme-sonuç kısımlarını ne kadar ustaca kullandığını da. Kelebek imgesine yansıyan tutsaklık kavramı, şok edici son bölümleri ve insanın karanlık ruhunun iflah olamazlığı allak bullak ediyor ve bunun üstüne ne okunur, Koleksiyoncu'dan sonra hangi kitabın yolculuğuna çıkılır hiç bilmiyorum fuardan, sahaflardan ve ideefixe'ten getirttiğim onca kitaba rağmen.
Filmi de varmış ama kafamdaki karakterlerin, özellikle Miranda imgesinin bozulmaması için izlemeye hiç niyetim yok. Resimler ve filmden sahneler de hiç açıcı gelmedi zira.
7 yorum:
kütüphanemde sırasını bekliyor bu kitap. beğenmene sevindim muhakkak iyi bir kitap bekliyor beni!)
filminden bahsedince aklıma şey geldi. portakal kız'ı okumamıştın sen değil mi? ben de dün gördüm, fimi 2009'da geliyormuş. şaşırdım ama hayal kırıklığı yaratır diye çekinmiyor değilim.
kitapların film uyarlamalarını bir yanım dört gözle beklerken, diğer yanım uzak durmam gerektiğini fısıldıyor.
Portakal Kız'ı okumadım maalesef.
kitap çok etkileyiciydi gerçekten, filmi ise çok yüzeysel kalmış, zaten çok eski bir film. kafanda oluşan canlı imaj bir anda yıkılabilir :)
senin bu söylediğinden sonra da filmi izlemeye hevesim kalmadı. zaten öyle bir niyetim ya da hevesim yoktu ama kafamda film sahneleri gibi geçiyordu kitap. sağlam iki oyuncuyla ve sağlam diyaloglarla ya da ne bileyim kubrick gibi bir yönetmenle süper bir film ortaya çıkabilirdi aslında.
çok az kitap için verdiğim paraya acırım. koleksiyoncu bunlardan biri...
hmm enteresan. kişiye ve beklentilere göre değişiyor. niye bu kadar "beğenmediniz" merak ettim.
Yorum Gönder