Cuma, Aralık 26, 2008

the fall, y tu mama tambien, el orfanato


The Fall/Düşüş

Yönetmen Tarsem Singh'in J.Lo'lu The Cell'i tüm görkemli görüntülerine ve imrenilesi hayal gücüne karşın vasat bir filmdi. İçinde J.Lo'nun olması bile başlı başına bir felaket unsuruydu. The Fall'da da yine yönetmenin görüntü açısından dehasına tanık olmamızın yanında, etkileyici kurgusuyla ve düş-gerçek ayrımının en güzel biçimde aktarılışıyla karşılaşıyoruz.
Kolu kırık Alexandria (sevimli aksanı ve yine aynı derecede sevimli suratıyla ve mimikleriyle Catinca Utaru) ve intihara kalkışıp yatalak olan Roy (Pushing Daisies'den daha çarpıcı bir portreyle Lee Pace) filmin karakterleri. Roy kendisine morfin getirsin diye minik Alexandria'ya masallar anlatıyor. Yalnız bu masalların da geleneksel mutlu sonlu biçimde sona erdiğini söyleyemeyiz çünkü Roy'un o anki ruh haliyle şekillendiği için karakterlerinin tümünü bir süre sonra öldürüyor. Bu masallardaki kahraman betimlemesini de tartışıyor yönetmen ve bilindik kahraman imgesiyle başlıyormuş gibi görünse de, kahraman kavramını sorgulmamamıza kadar götürüyor işi. Roy karakterini canlandıran Lee Pace'i Pushing Daisies'de pek dikkate değer bulmamıştım, zaten diziyi de pek sevemedim. Ama bu filmde yürek titreten bir oyunculuğu var. Küçük Catinca da filmin belkemiği.
Biraz Big Fish'i biraz Pan'ın Labirenti'ni anımsattı bana ve adını andığım bu filmler kadar çarpıcıydı. Sırf görkemli manzaraları için bile izlenebilecek bir film. Ayrıca düş-gerçek çatışmasını en etkileyici biçimde ele alan filmlerden biriydi.

Y Tu Mama Tambien

Son 5 dakikası olmasa çöpe atmayı isteyebilirdim. O son 5 dakikanın sonunda öylece kalakaldım yerimde. Jenerik yazıları da aktı gitti ve artık sıkıcı bir hal almaya başlayan gereksiz erotik sahneler yığınının bitmesinin verdiği mutluluğun yanında, kendine bir hayat kurmak için benliğinden, düşlerinden ve asıl yapmak istediklerinden vazgeçme temasının cuk oturmasıydı beni asıl mutlu eden ve aynı anda hüzne boğan.
Hormonları tavan yapmış iki arkadaşla sorunlu evliliğinden sıkılıp bu iki ateş topuyla yolculuğa çıkan Ana arasındaki her türlü üçlü ilişkiyle ilerleyen bir yol filmi de diyebiliriz kendileri için, ama o son sahneler bu tanımı yüzeysel kılıyor. Taş gibi Gael Garcia Bernal ile Diego Luna'nın yanına bence gayet çirkin Maribel Verdu'nun yakışmamasındandı belki de beni rahatsız eden. Ayrıca filmin o son 5 dakikasındaki sonuca varabilmek için bu kadar abartılı erotik sahneler dizisine ne kadar gerek vardı, tartışılır. Bunun yanında Julio'nun dış sesinden verilen hikaye anlatım biçimi ve o bölümlerdeki metinler hoşuma gitti. Ve kişisel sonuçlar:

1. Hayır eski kafalı değilim ama oyuncuların cinsel organlarını görme meraklısı sinsi bir sinema izleyicisi de değilim.
2. Gael Garcia Bernal'e aslında pek de aşık olmadığımı fark ettiğim film oldu ayrıca. Motosiklet Günlüğü ve Amores Perros'taki hallerini çok aradım ve sonunda birinciler liginden atmaya karar verdim.
3.Alfonso Cuaron'u ve bakış açısını seviyorum yine de.



El Orfanato / Yetimhane

Korku filmlerine pek bi düşkünlüğüm yoktur. Bunun en önemli sebepleri de çoğunun oldukça yüzeysel olması, izleyiciyi kan ve vahşet gölüne boğmaları ve bol bol klişe barındırmalarıdır. Yetimhane'yi ise asla bu tanımlara dahil edemem son zamanlarda izlediğim en iyi korku-gerilim filmi olması sebebiyle.
The Others/Diğerleri'nin tarzında sağlam bir gerilimdi ve tırstırıcı bölümleri de The Others'dan fazlaydı esasında. Çocuk karakterler, çocuk hayaletler, maskeli çocuklar, dramla iç içe geçmiş anne-çocuk öyküsü,gotiği anımsatan atmosferi filmi sevdiren unsurlardı. Hayal kırıklığına uğratmayan sonu da güzel bir nokta koyuyordu.
Korku filmlerinde çocukları sömürmeden kullanıyordu ve çocukları korku unsuru haline getiren diğer filmlerin aksine oldukça başarılıydı.

6 yorum:

Ludmilla dedi ki...

Fall'u beğenmene sevindim, ben bayılmıştım. Bana da o iki filmi çağrıştırdı gerçi Big Fish'e göre oldukça kasvetli ve Pan'ın Labirenti kadar iyi değil ama yine de oldukça güzel. Ben uzun uzun yazamamıştım, sanki kendim yazmışım gibi hissettim yazını okuyunca.

Y Tu... hakkındaki yanılgımı msn'de ifade ettim zaten :D

Orfanato'yu izleyeceğimi sanmıyorum, bu tür şeyler beni pek açmıyor açıkçası.

Sera dedi ki...

Orfanato'yu çok sevdim. Sen de bi ara izle bence.
The Fall evet dediğin gibiydi. Bahsettiğim diğer iki film kadar başyapıt düzeyinde değil belki ama 10 üzerinden en az 8.
Y tu.. daha çoook geyik konusu olur :D

mayksisman dedi ki...

of. acayip merak ediyorum el orfanato'yu, hiç izlemem derken herkes o kadar beğendi ki izlemek şart oldu. y tu mama tambien'i henüz izleyemedim ama şu var ki gael garcia barnel'in oynadığı filmlerde var öyle bişe. almodovar'ın kabus bi filmi vardı - hani çok beğenilir ya böyle sapık abuk filmler, volver'den bi öncekiydi hatta unuttum adını, orda da gael oldukça cesurdu diyelim. ama şaşırmadım sana itici gelmesine açıkçası ama ben yine de merak etmiştim senin yorumunu.
the fall ise evet geçen gün başka bi arkadaşım sayesinde haberim oldu o filmden, the cell'i çok küçükken izlemiştim ve aklımda kalan kısım efektler ve sürrealist zart zurtlardı ama açıkçası afiş baya ilgimi çekti. merak etmiyor değilim.

Sera dedi ki...

El Orfanato'yu benim de başta izlemeye niyetim yoktu. Aynen senin gibi düşünüyordum. İzleyince pişman olmadım ama.
Gael'in o dediğin filmi Bad Edecuation'dı. Kurgu olarak şahane bir filmdi ama işte izlemek cesaret istiyordu senin de bildiğin gibi ve rahatsız ediciydi.

Biraz dedi ki...

The Fall icin yazmak istiyorum. Seyrettikten sonra uzun sure aklimdan cikmayan bir filmdir bu. Zaten bu yorumu da sadece The Fall icin yazmam da bunun bir baska yansimasi.

The Fall bana Salvador Dali"nin tablolarini hatirlatti...
Surrealist bir yaklasim bu kadar mi guzel gosterilebilir dedirtti. Gercek ve hayalin birbirine kaynasmasi bu kadar mi uyumlu sunulur da dedirtti.

Kucuk kiz ise simdiye dek gordugum en dogal oyunculardan biriydi. Tesekkurler The Fall'a blogunuzda yer verdiginiz icin.

Sera dedi ki...

Burada mutlaka yer verimesi gereken bir filmdi ve izledikten sonra da bahsetmek farz oldu.
Filmle ilgili yorumlarınıza katılıyorum. Sürrealizmin bir filme en güzel şekilde yansımasını izlemek keyifliydi. Küçük oyuncuyu da daha çok yapımda görmek dileğiyle...