Wrestler/Güreşçi film olarak beni pek sarmadı. Güreşi konu alan filmlerden hoşlanmamamın yanısıra, hikaye de oldukça klasikti. Dokunaklılığından ve iç acıtıcılığından zerre taviz vermemesi, güreşçinin buram buram yalnızlığı, özlemle andığı geçmişi, kızıyla arasını düzeltme çabaları, onu hayatta tutan şeyin yalnızca güreş olmasının verdiği çaresizlik, yönetmen Darren Aronofsky'nin filmin özellikle ikinci yarısında Requiem'dekini bir parça andıran bir dibe vurma öyküsünü incelikle ve mütevazi bir şekilde anlatması beni etkileyen unsurlardı. Pekçok ahbabı varmış gibi görünmesine, selamını alıp verenin çok olmasına rağmen kendisini asıl kuşatanın yalnızlık olması etkiledi en çok. Yine de Aronofsky'nin klasik bir biyografi çekmiş olmasını Fincher'ın yine klasik filmleri andıran Benjamin Button'daki tavrıyla karşılaştırdım bazı açılardan ve iki özgün yönetmenin neden düz anlatımlı filmler çekmiş olduklarını merak ettim. Klasik yapılı filmlerle bir sorunumuz var mı? Hayır. Basmakalıp olmaması kaydıyla sırf duygulara odaklı kimi filmlerden oldukça zevk aldığım olur. Pi, Requiem ve de Fountain'ı çeken bir Aronofsky'nin Güreşçi'nin yönetmeni olduğuna dair çok az iz bulabilmemdir bana garip gelen. Fincher'da olduğu gibi, başka bir yönetmen çekmiş izlenimi edindim. Kamera sürekli Mickey Rourke'un arkasından dolanıyordu, Marisa Tomei çok itici geldi, (striptiz yaptı diye ödül almasın lütfen, fenalık geldi), güreş sahneleri zaten benlik değildi. Imdb'de ilk 50'ye girmeyi hak eden bir film olup olmaması da tartışılır, imdb'nin bir ölçüt olup olmadığı da. Mickey Rourke ise tüm o estetik operasyonlar ve botokslarla rezil olan yüzüne inat her şeyini ortaya koymuş. İfadesizlikten ve mimiksizlikten fersah fersah uzak damardan oyunculuğu estetikli, yapay suratının önüne geçmiş.
Sean Penn'in karakterine gelince; Sean Penn'in Harvey Milk karakteri oyuncunun karakterine ne denli bürünebildiğini ve metot oyunculuğun gereklerini fazlasıyla yerine getirdiğini belli ediyordu. Buna rağmen Penn'in oyunculuğu ruhu kımıldatan, duygulandıran ya da insanda kimi hisler uyandıran bir oyunculuk değildi. Aktör işini çok iyi yapmış evet, filmi ve karakteri çok iyi taşımış. Gelgelelim Mickey Rourke Güreşçi'de içindeki her şeyi ortaya koymuş, kendisine sunulan fırsatı iyi değerlendirmekle kalmamış, karakterini neredeyse aynen yaşamış. Her halinden belli. Güreşçi belki bir film olarak ileride hatırlanmayabilir ama birçok insan Güreşçi'yi sadece Mickey Rourke'un geri dönüş filmi olarak değil, tüm oyunculuğunu ve duygularını ortaya koyduğu bir film olarak hatırlanacaktır. Adam resmen kendini yırtmış, daha ne diyeyim. Altın Küre'yi kazandığı gibi, Oscar'ı da kazanması dileğiyle...
Gus Van Sant'in Milk filminde oyunculuğuyla göze çarpan bir diğer isim de James Franco'ydu. Keşke daha çok sahnesi olsaydı diye düşünmeden edemedim. Josh Brolin yardımcı erkek oyuncu dalında aday olsa da, kişisel tercihim James Franco'dur. Emile Hirsch ve Diego Luna'nın da filmde arz-ı endam etmeleri hoş olmuş.
Milk öykü ve kurgu olarak oldukça sürükleyiciydi. 70'ler ruhu ve atmosferi ile belgeselimsi havası Gus Van Sant'in en iyi filmlerinden biri olarak gördüğüm Milk'e çok yakışmıştı.
Eşcinsellik temasından ziyade insanların sokaklara dökülüp nasıl da haklarını bağıra çağıra aradıkları dikkatimi çekti daha çok. Benim ülkemde öyle şeyler olmuyor ne yazık ki. Olsa olsa sindirmecilik ve yozlaşmışlık kokuyor her şey. Dediğim gibi, eşcinsel ayaklanması ya da eşsincel hakları temasını kast etmiyorum. Haksızlıkları "hiçbir menfaat rüzgarına kapılmadan" dile getirebilmekten, insanca kendini gerçekleştirebilme ve birtakım rezilliklere karşı gelebilme imtiyazından bahsediyorum. Çok özendim. Filmi güçlü yapan da buydu.
Art arda sinema yazısı yazıp, başka konulardan, günlük hayattan, geyikten bahsetmeye vakit kalmayınca iç içe değişik temalarla bezeli bir yazı da çıkabiliyor ortaya işte böyle.
5 yorum:
Wrestler bir bakıma alternatif bir güreş filmi sayılabilir. Genel izleyici kitlesi kimi güreş sahnelerine rağmen genelde sırf karakterin duygusal durumuna odaklı ve Rocky gibi sürükleyici olmayan bir film karşısında ne düşünür bilemem. O açıdan farklı bir film olduğu söylenebilir.
Milk'te Sean Penn iyiydi. Mickey Rourke ise Ajda Pekkan suratını unutturuyordu Wrestler'da. Yüz itibariyle de ona çok uygun bir rol olmuş.
Benjamin Button'ın insancıl yönlerini ve aşk hikayesini birçok insan sevecektir. Yönetmenin de en "herkese hitap eden" filmlerinden biri olacaktır. Yine de başka bir yönetmen de çekebilir hissinden kurtulamıyor insan.
mickey ne biçim de oynamış. ben beğendim. adam giderek hakkaten de ajda pekkan kıvamına geliyor. ajda pekkan'ı sevmeyen, itici ve antipatik bulan bir insanım. mickey rourke da son haliyle oldukça itici. ama filmde hakkaten de iyiydi.
yalnız film gerçekten de çok sıkıcı bir konuya sahip. inanılmaz hem de. ve pi'yi çeken bir adamın böylesine tekdüze bir filmi nasıl çekmiş olabileceği sorusu nerdeyse her sahnede çarptı yüzüme.
marisa tomei'in hiç şansı yok, açık ara en kötü yardımcı kadın oyuncu adayı bence. viola davis bile daha iyi kendisinden. şansı yok dedim ama tilda swinton FACİASIndan sonra her şeyi bekliyorum artık.
tilda swinton.
allahım gene kabus gibi bu paragrafa da adını yazdırdı. grrrrrrr. nasıl belli edeyim sera hanımcım bilemiyorum ama anla sen. yıldız tilbe'nin kıvrak dans figürleri gibi hani.
the wrestler'ın finali böylesine vasat bir filmde bence en güzel sürprizdi. çok güzel bir finaldi. aslında tahmin edilebilir bir son ancak kameranın çok doğru bir yerde olması çok daha etkiledi beni. kesinlikle finali çoook iyiydi.
mickey rourke her türlü alır, adam şey diyor ya bir de filnmde bir yerde "80ler ne biçim de güzeldi, 90lar berbattı" hani bu cümle bile karakterin resmen kendi için yaratılmış olduğuna bir işaret. her türlü oscarı alır bence mickey amca.
Wrestler ın en sevdiğim yanı, Mickey Rourke'un oyunculuğundan sonra, finaliydi. Çoğu anında sıkıldım ve Marisa Tomei'e de gıcık oldum ama son bölümlerine hiçbir sözüm olamaz. Viola Davis baya iyiydi ki zaten, sadece Penelope, Amy Adams vs nin yanında şansı yok. Benjamin Button'ın annesini oynayan oyuncu Taraji Henson'ı da çok sevdim keza.
Mickey Rourke iyi ki geri döndü bence de. Gördüğüm en sahici oyunculuklardan biriydi bu filmdeki rolüyle. İronik bir durum aslında yüzündeki tüm o estetikleri düşününce. Ayrıca Tilda kabusundan kurtulacağımızı sanmıyorum bir süre daha.
Yorum Gönder