Pazar, Şubat 01, 2009

Pittgiller


Curious Case of Benjamin Button / Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi

Filmin çoğunda yaşlı gözükmek Brad Pitt'e yaramış görünüyor. Oscar adaylığını kaptı bile. Her ne kadar pek çok adaylık almış olsa da bu performansıyla, geçen yılki Assasination of Jesse James'teki performansının yanına yaklaşamıyor ve bu filmi de izleyince Jesse James'in hakkının yendiğini düşündüm pek çok açıdan. Jesse James oldukça derin bir filmdi. Benjamin Button'da derinlik olmadığı anlamına gelmiyor bu tabii ki, ancak bu daha kişisel bir öykü. Üstelik David Fincher'a özgü bir yapı göremedim film boyunca.
Klasik filmlere yakın bir duruşu var Benjamin Button'ın. Filmi sevdim ama yönetmenin David Fincher olduğunu bilmesem, "bu bir Fincher filmi" diyemezdim. Sanki başka bir yönetmen çekmiş gibiydi. Bunun yanında Brad Pitt'in tüm o makyaj çalışmasıyla işi zor olsa da, oyunculuğundan öyle süper bir etki alamadım. Bildiğimiz Pitt'ti işte. Yukarıda andığım Jesse James ile Babil filmlerindeki oyunculukları çok daha iyiydi. Diğer başrol oyuncusu Cate Blanchett ise yapmacık göründü gözüme bu filmde. Sırf kemikten ibaret vücudundan değil sadece, karakterinin kişiliğinden de kaynaklanıyor bu düşüncemin nedeni. Benjamin Button ne kadar empatiye açık bir karakterse, Blanchett'ın karakteri de o derece itici geldi. Gençlik hali değil de yaşlılık haliyle oynadığı sahneler ve hasta yatağında göründüğü anların filmin en dokunaklı anları olduğunu ve Blanchett'ın da en çarpıcı ve samimi göründüğü anlar olduğunu düşünüyorum.
Oyunculuğu anılması gereken bir diğer oyuncu ise, Benjamin'i evlatlık alan kadın ve annesi rolündeki Taraji Henson. Bu yıl en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında aday olduğunu görünce çok sevindim kendisinin. Filmi izleyenler Taraji Henson'ın döktürdüğünü ve Blanchett'a bazı sahnelerde oldukça fark attığını göreceklerdir.
Yaşlılık - gençlik, yaşam - ölüm, aşk - sevgi, yalnızlık - aile ekseninde ilerlemiyor sadece film. Anlatıcının sesinin etkisiyle hissedilen naiflik etkisi, dönem filmi atmosferinin verdiği klasik film havası filmi ayrı bir yere koymamızı sağlıyor 2000'li yıllarda çekilen filmler arasında. Uzun olmasına rağmen sıkılmadım. Yaşamımızı boşa harcayıp harcamadığımızı sorgulayan en etkili filmlerden. Klasik film anlatısının kullanılması filmi daha güzel kılmış.

Burn After Reading

Ünlüler geçidinden fazlasını veren bir Coen filmi Burn After Reading. Geçen yılki No Country For Old Men'i sevemeyenler bunu daha çok seveceklerdir. Açıkçası bu kadar çok tanıdık oyuncunun biraraya toplandığı filmlere şüpheyle yaklaşırım ama oldukça iyi vakit geçirten bir aptallığa güzelleme filmiydi B.A.Reading. Brad Pitt hiç bu kadar komik ve avanak görülmemiştir. Frances McDormand'ı daha önceki Coen filmlerinde sevmeme rağmen burada sıkıldım kendisinden ve karakterinden. George Clooney'nin de alışılmadık ya da olağanüstü bir hali yoktu ama en komik sahnelerden bazıları onun karakteri aracılığıyla gerçekleşiyordu. Tilda Swinton'in karakteri olmasa da olurdu. Anlayamadığım şeylerden biri de, Tilda Swinton'ın neden Pitt'in ve Clooney'nin oynadığı filmlerin sabit oyuncusu haline geldiği. Sevemiyorum. Filmin zeka düzeyi diğerlerine nazaran en parlak karakterinde John Malkovich, agresifliğine ve sinir bozuculuğuna rağmen filmi götüren oyunculardan biri.

Sonuçta beklediğimden fazlasını aldım her iki filmden de. Pitt'in de magazinel yönünden ve duruşundan hiç haz etmesem de, kabul etmek lazım etkili filmler seçiyor.

8 yorum:

Ludmilla dedi ki...

France McDormand bana acaip itici geliyor, artık oynadığı Coen filmlerinden koşarak uzaklaşmak istiyorum :)

Fincher'ı severim ben, Zodiac'ı bile sevmiştim ama Benjamin Button'a tuhaf bir biçimde önyargılıyım, hiç izleyesim gelmiyor, belki Pitt'dendir ya da Yüzüklerin Efendisi hariç pek sevemnediğim Cate'dendir bilemiyorum.

Sera dedi ki...

Benjamin Button'ın seveni de çok, sıkılanı da. Pitt bi şekilde kendini izletmeyi başarıyor. Blanchett'ı severim ama bu filmde iticiydi bana göre.

efe dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
efe dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Sera dedi ki...

Burn after reading için büyük beklentilerim yoktu benim. o yüzden daha çok sevmiş olabilirim. ama senin de dediğin gibi big lebowski ayarında değil.

mayksisman dedi ki...

burn after reading acayip keyifli bir filmdi. bende de evet bir beklenti vardı sonuçta ama çekinerek, "bu kadar isim var kesin bi kötülük çıkar bu işin içinden..." diye yaklaştığım bir film olması yüzünden mi bilmiyorum ama çok keyif aldım.

ludmilla hanıma bu kez katılmayacağım bence frances mcdormand ve george clooney gayet de iyiydi. hatta ikisine bayıldım bile diyebilirim. brad pitt evet komikti ama o kadar. belki karakterinin sığlığından olabilir çok konuşulası, üstünde durulası değildi bana göre. john malkovich hakkaten sinir bozucuydu (fakat iyiydi) ve tilda swinton tabii. ehehe.

tilda swinton konusuna girmeyeceğim, yapmayacağım bunu)))

Sera dedi ki...

çok merak ettim bu tilda olayını :p

efe dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.