Salı, Mart 03, 2009

Rachel Getting Married ve The Visitor


Rachel Getting Married

Bildiğiniz "chick flick - kız filmlerinden" biri değil bu. Bir düğün hazırlığı ile depresif bir genç kadının hikayesi. Anne Hathaway'in diğer şeker rollerinin aksini canlandırdığı ve onun olmadığı sahnelerde sıkılma olasılığının yüksek olduğu bir film. Cidden Miss Hathaway'in görünmediği sahnelerde ya da düğünle ilgili kimi sahnelerde sıkıldım. Kalabalık düğün yemeğinde herkesin mikrofonu eline alıp gelin ve damat hakkında konuştuğu sahne ile evlenme anındaki evlilik yeminlerinin uzun uzadıya gösterilmesi pek de bana hitap eden şeyler değil.

Amerikalılar önemli anlarda misafirlerine ya da önlerindeki kalabalığa konuşma yapmaya bayılıyorlar. Miss Hathaway'in Kym karakteri ise oradaki hiçbir Amerikalıya benzemiyor ve düğün klişeleri onun karakteri aracılığıyla tersyüz ediliyor. Geçmişte yaptıklarını ve bağımlılığını mazur göstermeye çalışmıyor hiç. Etrafına uyum sağlamaya çalışıyor ama gizliden gizliye arıza-ucube olarak algılanmasınaın önüne geçemiyor. Kız kardeşi Rachel, arıza kardeşi Kym'in eve dönmesinden hiç memnun olmuyor. Mutlu anına gölge düşmesinden, kardeşinin çıngar çıkarıp her şeyin tuzla buz olmasından ve ilginin kendi gelin olma durumu yerine arıza kız kardeşine yönelmesinden endişeleniyor. Rachel rolündeki Rosemarie DeWitt de adı geçmesi gereken bir diğer oyuncu.

Kız kardeşlerin anne ve babaları arasında da fark var. Baba karakterinin herkesi memnun etmeye çalışmasına ve kızlarına kol kanat germe çabasına karşın, anne karakterinin boşandıktan sonra kendine yeni bir hayat kurmasının da etkisiyle kızlarıyla pek bir alakasının olmadığını görüyoruz. Kızlarıyla arkadaş gibi olmakla bir yabancıya dönüşmek arasında gidip geliyor anneleri. Özellikle Kym'le tartıştıkları sahne manalı.

Sonuç olarak, öyle çok ahım şahım bir film olarak görmedim Rachel Evleniyor'u ama özellikle aile ilişkileri açısından yılın önemli filmlerinden biri diyebilirim. Filmin sonundaki kemanlı müziğe ve düğün sırasında çalan şarkılara bayıldığımı ekleyim.


The Visitor

Yalnız ve bunalımda olduğu her halinden belli bir üniversite öğretim görevlisi bir konferans için New York'a gidiyor. Uzun süredir ziyaret etmediği dairesine girince orada Müslüman bir çiftle karşılaşıyor. Evinin bu yabancılara kiralandığını ve Tarek ve Zainap'in (böyle olmayacak, Tarık ve Zeynep diyelim biz) kalacak başka yerlerinin olmadığını öğreniyor. Kendisi de yalnız olan Walter çiftin dairesinde kalmasının sakıncası olmadığını söyleyerek çifti davet ediyor. Tarık davulu çalan bir müzisyen. Walter önce, çekingen ve pek de konuşkan olmayan kişiliğinin de etkisiyle, pek ilgilenmiyor bu davul çalma olayıyla ama konferans çıkışı parkta Tarık'ı ve arkadaşlarını görüp dinleyince bu müziği çok seviyor. Tarık Walter'a davul çalmayı öğretmeye başlıyor. Bir gün metrodan dönerlerken ise olanlar oluyor. Tarık Müslüman diye tutuklanıyor ve kaçak göçmen olması durumunu daha da zorlaştırıyor.

Bu kadar özet yeter :p Yalnız bir adamın hayatına anlam araması ve kabuğundan çıkma çabaları, Amerikanın Müslümanlara tavrı ve anlamsız bürokrasiler, Amerika'da göçmen ve Müslüman olmanın zorlukları, hayatın içindeki ritimler Station Agent'ın yönetmeni Thomas McCarthy'nin gözünden çok çarpıcı ve sonlara doğru da harbi içli bir şekilde anlatılmış. Station Agent'ı da sevmiştim ben ama oldukça ağır ilerliyordu ve ilişkiler açısından da sıradışı olduğu söylenebilirdi. The Visitor'da ise keskin bir gerçeklik ve acı var iliklerinize kadar hissedeceğiniz. Kesinlikle çok daha fazla izleyici tarafından izlenmeli. Finali ise klasik beklentilerin ötesinde. Walter rolündeki Richard Jenkins'in doğallığı ve Oscar dahil pekçok adaylıkla onurlandırılması da övgüyü hak eden bir durum. ( evet evet Nathaniel Fisher dedim ben ona film boyunca. bkz; Six Feet Under). Ayrıca diğer oyuncular da çok başarılı.

11 yorum:

Darkstar dedi ki...

Rachel Getting Married in müziklerini sevmemek elde değildi , özellikle sonda çalan müziği, tekrar tekrar dinledim..Film de diğer bir nokta , evlenecek kişilerin ailelerinin , farklı kültürel yapıları olmalarına karşı , beraber kendi tarz eğlenceleriyle , sorunsuz anlaşması hoşuma gitti.. O ne giymiş o kiminle gelmiş dedikoduları olmadığı için , çok yadırgadım.:)
The Visitor ise yalnız olmanın içinde bulundurduğu bir psikoloji ile birşeylere bağlanmanın oldukça kolay olduğunu göstermiştir ..Tareğin kız arkadaşına uyuz olmuştum ayrıca :)..

Sera dedi ki...

Bizim düğünlerde öyle bir hoşgörüye rastlamak olası mı gerçekten değil mi? Dedikodu ve fesatlık partileri olarak görürüm hep Türk düğünlerini.

Visitor'da Tarık'ın kız arkadaşı başta uyuzdu ama sonra daha iyi oldu. Tarık'ın annesini oynayan kadın çok iyiydi. Daha önce bir Filistin filminde rastlamıştım oyuncuya.

efe dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Sera dedi ki...

hayır ben düğünlere gitmeyen tayfadanım :p

efe dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Sera dedi ki...

neresi eğlenceli anlamayan bi ben varım biliyorum.

efe dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Sera dedi ki...

yoo benim de tepinip delirdiğim müzikler var ama adi düğün müziklerine karşı nefrete yakın hisler besliyorum.

efe dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Adsız dedi ki...

Geçen hafta aldım ama henüz izleyemedim bu filmi. Şimdi görünce yazın daha da bir meraklandırdı beni. :)

Sera dedi ki...

izle bakalım sevecek misin :)