İlki 80'li yıllardan bir Stephen King uyarlaması olan Stand By Me.
En iyi King uyarlamalarından sayabiliriz Stand By Me'yi sanırım. (Sanırım diyorum çünkü öyküsünü okumuş değilim.) Ölü arkadaşlarının cesedini aramak için maceralı bir yolculuğa çıkan afacanlar, ilk başta biraz geyik, eğlence, heyecan gözüyle bakıyorlar bu yolculuğa. Yolculukta yaşadıklarının da etkisiyle olgunlaşıyorlar. Kimi zaman hafif bir komedi, kimi an'larda buruk bir dram, çoğunluğunda ise şenlikli bir serüvene dönüşüyor film. Köpekli bahçeden geçtikleri sahneler, tren yolunda "volta attıkları" bölümler ve filmin ortasında farklı bir hikaye olarak konumlanan kusan şişman çocuğun hikayesi mutlaka görülmeli. Sinemanın büyük kayıplarından olduğunu çocuk yaşında bile belli eden River Phoenix için de.Çocukluk dünyası büyülü bir dünyadır. Bir daha yaşayamayacağımız güzel ayrıntıları, yeniden bir araya geldiğimizde asla aynı olamayacak ve tekrar kurulamayacak arkadaşlıkları da alır beraberinde götürür çocukluk çağı. Filmin sonunda tüm bu hisler daha da yoğun bir şekilde hissediliyor ve yüzümüze çarpılıyor.
Bahsetmek istediğim ikinci film olan My Life Without Me, ölümüne iki ay kalan genç bir kadının, ölmeden önce yapmak istediklerini gerçekleştirmeye çalışması ile çocukları için kendisini aratmayacak bir anne bulmaya çalışmasını anlatıyor. Ölümün nefesini hissettiren bir film de diyebiliriz My Life Without Me için. Zira birçok insan için izlemesi ve içerdiği tema hasebiyle sonuna kadar dayanması zor bir film olabilir. Buna karşın, çoğu insanın hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadığını tokat gibi ve acı tacirliğine gerek bile görmeden izleyicinin yüzüne vuruyor. Ann'in öleceğini öğrendikten sonraki bakış açısındaki değişim, sokaktaki mağazaların önünden geçerkenki düşüncelerinde daha da vurgulanıyor. Ann karakterinin yerinde olsaydık, onun yaptığı gibi öleceğimizi saklar mıydık; ölmeden önce yapılacaklar listesinin büyük kısmını kısa sürede gerçekleştirebilir miydik; çocuklara ve eşe hissettirilmeden kendi korkularıyla nasıl yüzleşebilir bir insan... Evet zor bir film gibi görünüyor.Başroldeki Sarah Polley ne kadar gerçekçiyse, aşk yaşadığı adamı canlandıran Mark Ruffalo da o kadar hüzünlü. Ann'in annesini canlandıran isim ise Blondie'nin Deborah Harry'si. Filmin müziklerine de dikkatinizi çekmek isterim. Özellikle "Senza Fine" harika.
Gina Paoli - Senza fine
Alpha - Sometime later
Omara Portuondo - qué emoción
Blossom Dearie - Try your wings
8 yorum:
Stephen King'in "The Body" (Ceset) diye bir hikayesi vardi, sanirim onun uyarlamasi bu izledigin film. Ben de kitabini okudum ama bu filmi izlemedim, simdi merak ettim cok, hemen ekleyeyim Netflix'ime.
Evet o hikayeydi. Filmin kendine özgü bir havası var. İzlemek lazım :)
Stand By Me'yi görünce meşhur şarkıyı söylemeye başladım içimden. Benim de listemde bu film, izlerim bir ara artık. :P
evet ayrıca film yazısı da bekliyoruz :p
Şimdi seni msnden terk edip yazmaya başlıyorum öyleyse.:P
Şaka bir ya o kadar Slumdog sinemaya gelecek diye erteledim izlemeyi, en sonunda indirip izledim ertesi gün sinemaya geldi. Var mı böyle bişi?
bizde de benjamin button öyle oldu. bir de revolutionary road. bekliyorsun o kadar gelmiyor. sonra en iyisi indirmek diyorsun. izledikten sonra bakmışsın sinemaya getirmişler. izleyici kaybeden kendileri. zamanında getirseler filmleri izlemeyecek miyiz sanki sinemada...
my life without me çok naif bir filmdi unutmuştum hatırlattığın iyi oldu bak. tv8'de izlemiştim tesadüfen öğleden sonra hatta anneannem'le beraber, hastaydım baya.
daha huzurlu bir ortamda izleyemezmişim filmde de hakim ya zaten huzur.
ilk sahnesi çok etkileyiciydi. hani yağmurlu sahne.
hııım...
yağmurlu sahne ve süpermarket sahnesi harikaydı. naifliğinden daha karmaşık hisler uyandırmıştı bende.
Yorum Gönder