
Audrey Tautou'ya Amelie rolü dışında bir türlü ısınamadım. Hep o naif hali kaldı aklımda. Diğer rollerinde bi iticilik sezdim. Şu ana dek izlediklerimde öyleydi en azından. A Very Long Engagement vardı bir de Amelie'nin en yakın takipçisi olarak sevdiğim. Onu da tam olarak benimsediğimi söyleyemeyeceğim. Başı ve sonu dışında pek hatırlamıyorum filmi. Filmle ilgili çok fazla aklımda kalan bir şeyin olmaması, çok kalabalık bir olay örgüsü ve karakterler serisi olmasındandı sanırım. İspanyol Pansiyonu ve Seviyor, Sevmiyor da izlemediklerim arasında. Belki onları da izleyince ilk baştaki hislerime dönerim. Bununla beraber, hep aynı sevimli naif kız rollerine çıkmadığı için de takdir etmemiz gerekir Audrey hanımı. Hollywood tekliflerine de Da Vinci Şifresi dışında sıcak bakmadığı ve kendini satmadığı için. (Da Vinci faciası diyesim geliyor, o tutuk ve ansiklopedik film, filmdeki oyuncuların tümünde olduğu gibi rolüne inanmadan büründüğü izlenimi veren Audrey'yi düşününce özellikle.)
Sunthing hanımdan iki adet Audrey filmi ödünç almıştım. İlki oldukça çarpıcı bulduğum Dirty Pretty Things. Göçmenlerin umutsuz hikayesini bize sunan Stephen Frears hiç çekinmeden eleştiri oklarını batırırken, Türk göçmen kızı ile Afrika göçmeni resepsiyoncu arasındaki ilişkiyi ve Batı dünyasının görmezden gelinen gediklerine karşı verdikleri ve kimi zaman da kendilerini koyverdikleri mücadeleyi anlatıyor. "Kendinlerini koyverdikleri" dememin sebebi, Türk kızı Şenay'ın amacına ulaşmak için yapmak zorunda kaldığı şeyler. Bu kısımlar abartılı gelebilir izleyenlere ama yönetmen Frears'ın özellikle abartıya kaçtığı da düşünülebilir. Türk kızı rolünde Audrey sırıtmasa da, bir Türk-Müslüman kızının betimlenişindeki vasatlık gözlerden kaçmıyor. "O dokunulmamış bir bakire" diye gözümüze sokulan cümlelerden sonra ise u dönüşü yapıyor film. Afrika göçmeni Okwe'nin mücadelesi çok daha gerçekçi görünüyordu.
Organ kaçakçılığından kaçak göçmenliğe uzanan filmde çok az "beyaz Batılıya" rastlıyoruz keza ve bu az sayıdaki Batılı da hep kötü adam kontenjanında yer alıyor. Filmin esas adamları ve kadınları göçmenler. Stephen Frears'ın İngiltere Kraliçesine güzellemeler yapmadan önceki filmi bir şekilde izlenmeli.
İzlediğim diğer Audrey Tautou filmi, Türkçe'ye Bir aradayız, Hepsi Bu diye çevrilen Ensemble, C'est Tout (ya da İngilizce adıyla Hunting Gathering.) Audrey'ye karşı olan iticilik havasını burada da hissettim maalesef. Önce birbirlerine gıcık olup sonra aşık olan ev arkadaşları şeklinde özetlenebilir filmin konusu. Fransız mesafeliliğinde bir film izlenimi aldım genelde, Amerikan filmi olsaydı zevzekleşirdi bu sefer de. Fransız mesafeliliğinden şikayet etmeyelim o zaman.
Gençlik, yalnızlık ve yaşlılara bakış açısı konularında etkili laflar söyleyebilirdi istese yönetmen ama aşk filmine dönmesiyle beni kendinden uzaklaştırdı film. O aşk öyküsünü izlemek keyifli olsa da, daha fazlasını arayan izleyicileri sıkacaktır. Audrey'ye oğlan saçını ise yakıştıramadığımı ekleyim son olarak.
13 yorum:
Amelie de Audrey Taoutou kadar Amelie karakterinin kendisi sevimli gelmişti bana...
Amelie'den sonra ona en iyi giden film "Seviyor sevmiyor" bence, bi ara izle derim :))
Düşünüyorum onu izlemeyi. Şöyle havalar ısınınca izleyesi geliyor insanın :)
amelie mi audrey'den daha sevilesiydi, audrey mi amelie'den daha sevilesiydi sorusunu sorası geliyor insanın bu durumda.
Bazı karaterler bazı oyunculara yapışıp kalıyor..Ki bunlardan birini yazma fikrindeyim yakında...Audrey'de Amelie'yi aşamıyor.Aşamayacakta...Bu birazda izleyici algısından kaynaklı;öyle bir rolle kazındı ki,şimdi gel İspanyol Pansiyonun'daki oyuncuyu aslından ayır ve ona göre değerlendir.Ve genelde küçük oyuncu karakterleri oynayan bir çoğunun başına gelen bir durum da bu...İspanyol Pansiyon'u için yazı beklemeye gerek yok.Bir haftasonu akşamı için oldukça uygun bir film.:))
Amelie'yi sevdiysen "Seviyor Sevmiyor"u da beğeneceğini umuyorum. Farklı kurgusu ve Audrey'nin Amelie'den epey farklı bir karaktere dönüşümüyle başarılı bir film.
iyi seyirler, sevgiler...
Dirty Pretty Things'de Audrey'nin stereotip müslüman kızı rolünden başka anlamı yoktu sanki. Filmin konusu yoğundu zaten, oyuncuya bakma gereği duydurmamıştı sanki.
Ama Audrey, Jeunet'nin filmlerine yakışıyor sanki, birazcık daha hayal kahramanı gibi bir duruşu var çünkü.
buraneros: İspanyol Pansiyonunu aslında tvden de izleyebilirdim. Tv8de yayınlanmıştı sanırım. Ama kötü seslendirmelere tahammülüm yok. Biraz daha bekleyecek gibi görünüyor :)
evvelzamaniçinde: Çoğu kişi o filmi seveceğimi söylüyor. Bana da sevebilecekmişim gibi geliyor. Göreceğiz :)
Ms.Parilda: Jeunet-Audrey ortaklığını ben de özlüyorum. Kimi rollere yakıştıramasak da, kendine özgülüğünü koruması sevdiriyor.
Çok yönlü bir oyuncu değil bence Audrey Taoutou, bu yüzden de "binbir surat" dediğimiz aktristlerden olamadı. Tanıdığımız ilk rol herkesin içini ısıtan bir karakterdi, diğerlerinde de bunu aşamadı. Sevimli mi, sevimli. Ama o da bir yere kadar :)
belli bir karakter tipine uyuyor daha çok bence de. çok yönlü olmamasına rağmen de sevdiriyor kendini bir şekilde :)
Bi de happenstance'ı izle Seracıımm :)
sende varsa alabilirim :)
Vardı aslında ama bi bakıniim evde yüzbin yıldır görmedim :)
Yorum Gönder