
Sevgi bombardımanı, hüzün bombardımanı, gördüğüm en abartısız ve gerçekçi arka kapak yazısında da belirtildiği gibi "gözyaşartıcı fikirler" bombardımanı. Yazarın 1977 doğumlu olması sadece bir başlangıç halbuki.
11 Eylül travması ve babasını kaybeden küçük çocuk temalarının her türlü klişeye ve sömürüye açık olmasına inat, zekice anlarla küçücük cümlelere kocaman hayal gücünü sığdıran bir yazarın beklemeyeceğiniz kadar derinliğe ulaşan romanı Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın. Zekice anlar yalnızca öykünün gidişatında ve yazarın cümlelerinde de değil üstelik. İçerdiği resimlerle birlikte interaktif - üç boyutlu bir kitap okuyormuş gibi oluyorsunuz küçük Oscar'ın New York sokaklarında geçen yolculuğunda. Ayrıca bu üç boyutluluk hissi yüreğinizi tıkayan onlarca an'la dolu kitabın sadece resimli bölümlerinde hissedilmiyor. Oscar'la birlikte yaşıyoruz coşkuyu da hüznü de. Dedesinin babaannesini terk etmesiyle geçmişe, ta 2.Dünya Savaşı'na uzanırken, biz de yaşıyoruz yitirilmiş ve yerine konulamayan duyguların hüznünü.
"İçim peşinden gitmişti ve kabuğumla kalakalmıştım" (s.135)
Oscar'ın, dedesinin ve babaannesinin ağzından sırasıyla anlatılan kitapta, dedenin "ağzıyla konuşamadan" çok şey anlattığı bölümlerle babaanneye ait "duygularım" başlıklı bölümler sağanak yağmur etkisi yaratıyor. Geçmişle günümüzü birleştirirken konuşamayan dedenin ellerine yazdığı "evet" ve "hayır" ile babaannenin boş daktilo tıkırtıları, Oscar'ın annesiyle olan dokunaklı ve mesafeli ilişkisi paralel olarak ilerliyor.
"Hayatımı daha az duygulanmayı öğrenmeye harcadım. Her gün daha az duygulandım. Büyümek midir bu? Yoksa daha beter bir şey mi?" (s.205)
Oscar'ın babasının bıraktığı anahtarın peşine düşerken umutlandık kimi öngörülecek hisleri bastırarak. Küçük Oscar'ın icatlarıyla ve hayalleriyle biz de hayallere daldık, gülümsedik ve "böyle insanlar var mı gerçekten dünyada yoksa sadece kurgusal karakterlere mi özgüdür birtakım şeyleri tetikleyen" diye sorduk kendi kendimize. "Dünya korkunç bir yer değildi ama korkunç insanlarla doluydu" 100 küsür yaşındaki adamın dediği gibi. Yürüyerek New York sokaklarını arşınlayan Oscar'ın karşılaştığı enteresan tiplerle daha da meraka kapıldık. Küçük Oscar'ın hüzne boğulduğu anlardaki gibi ağırlık çöküyordu bizim de üzerimize, giysilerimize, botlarımıza...
"O gece yatakta, New York'taki her yastığın altından geçecek ve bir gölete bağlanacak boru sistemini icat ettim. İnsanlar gece yataklarında ağladıklarında gözyaşları aynı yerde toplanacak ve sabahleyin hava durumu Gözyaşı Göleti'ndeki seviyenin yükseldiğini veya alçaldığını bildirecek ve böylece New York'un ağır botlar giyip giymediğini bilecektiniz". (s.54)
Paul Auster'a benzetilen Jonathan Safran Foer'in karşısında o çok sevdiğim ve "yeri doldurulamazlardan" Auster'ın halt ettiği ve kendine özgülük deyince sadece New York'taki tesadüfler ve şans olgularına takılmamak gerektiği anlaşılmaktadır. Kendine özgülüğün kitabını yazmıştır Foer ve içimden bir his daha da yazacağını söylemektedir. Bana bu kitabı tavsiye eden ve şu ana kadar bana tavsiye ettiği en güzel kitap olarak Murakami hayalkırıklığını unutturduğu için kendisine teşekkür borçlu olduğum Ludmilla'nın da vurguladığı gibi bu kitap kendisine vurulmak için onlarca nedenle doludur. Zamanımızın Küçük Prensi'dir küçük Oscar.
6 yorum:
mutlaka okuyacagım.
Seninle okuma zevkimiz bir. Aynı şeyleir okuyor ve seviyoruz. Bunu da hemen listeme alıp en başa koyuyorum.
Sevgilerimle
Bu yorum, bu kitabı herkese aldırır deyip devamını getirmiyorum bu kez:)))
eylem: pişman olmazsın :)
kitapkurdu: eminim bu kitap konusunda da anlaşırız. sana da sevgiler.
buraneros: kitapla ilgili yazıya çok az rastladım. halbuki koşa koşa alıp bir çırpıda okunacak bir kitap.
Beğeneceğinden emindim, hakkında çok güzel bir yazı yazacağından da. Aynen de öyle olmuş, sevindim. :)
ben de yazıyı beğendiğine sevindim :)
Yorum Gönder