
Son zamanlarda Barry Lyndon ile 2001: A Space Odyssey'i izlememin ve ikisini de sevemememin ardından bir Stanley Kubrick listesi yapmak istedim. Bahaneyle buraya sinemaya dair bir şeyler yazayım.
Aslında tüm Kubrick filmlerini izlemiş değilim. Spartacus, Paths of Glory ve Lolita izlenmeyi bekliyor ama üçünü de kısa vadede izlemeyecek gibi görünüyorum. Lolita'yı Nabokov'un romanını okumadan izlemeye niyetimin olmamasından; Spartacus'u tarihi filmlerle aramın iyi olmamasından ya da Gladyatör'ün özgün versiyonu denebilecek bir filmi izlemesem de olur belki diye düşünmemden ve Paths of Glory'yi de savaş filmlerinden bir süredir uzak durmamdan dolayı izlemedim ve bir süre de büyük ihtimalle izlemeyeceğim.
Listeme geçecek olursam ilk sıraya A Clockwork Orange ve The Shining'i alırım. Her ikisinin de edebiyat uyarlaması olmasına karşın, A Clockwork Orange'ın Anthony Burgess'in kitabının görsel versiyonu gibi olmasıyla The Shining'in Stephen King'in romanından birçok yerde farklılıklar göstermesi enteresandı.
Otomatik Portakal'ın çoğu izleyen için bir başyapıt olduğu kesin. Bu görkemli ve rahatsız edici sistem eleştirisi Kubrick'in dünya görüşünü de özetliyordu adeta. Üzerine çok şey yazılıp söylendi ve hala etkisini yitirmedi.
The Shining'in King'in kitabına çok da sadık olmaması, bazı izleyenleri kendinden uzaklaştırmasına neden olmuş olabilir. Bana göreyse, The Shining sadece Jack Nicholson'ın en iyi performanslarından biri olduğu için değil, atmosferiyle, başka çok az filmde hissettiğim gerilimin hakkını veren yapısıyla ve çoğu korku-gerilim filmini beğenmememin müsebbibi olmasıyla, labirent sahnesiyle, ikiz hayaletleriyle, gizemli barmeniyle ve oteldeki diğer birçok ayrıntısıyla en iyiler listemde yerini almıştır ve sadece bir kere izlemenin yetmediği bir mazoşizm gösterisine dönüşmüştür tüm bu özellikleriyle. Kubrick'e özgü tüyler ürpertici müziğin en çok yakıştığı filmdir ayrıca.
İkinci sırada Full Metal Jacket ve Eyes Wide Shut'ı anabilirim.
Full Metal Jacket'ı ilk sıraya değil de ikinci sıraya almamın nedeni, filmin ilk yarısını çok sevip askerlerin maruz kaldığı beyin yıkama işlemlerini izlerken koltuğumda donakalmam, ikinci yarısını ise aynı şevkle izleyip sevemememdir. Otomatik Portakal gibi iki bölüme ayrılan bir yapısı var filmin ancak bu yapı bu sefer beni kendinden uzaklaştırmıştı. İkinci yarıdaki Vietnam sahneleri ilk yarıdaki asker eğitimlerinin düşündürdüklerini verememişti bana. Diğer birçok Vietnam eleştirisi filmleri gibi olduğunu düşünmüştüm ve biraz da bu Vietnam sömürüsü filmlerinden sıkılmıştım ancak son sahneler yine eziciydi. Başyapıt olduğunu düşünen çok izleyen vardır eminim ama sıkıntılı geldi işte biraz bu sebeplerden dolayı.
Eyes Wide Shut en çok bir atmosfer filmi şeklinde kendisini anmamı bekliyor gibiydi. Ne Tom Cruise'u sevmişliğim vardır, ne de Nicole Kidman'a bayılmışlığım ama karakterlerine biraz da Kubrick'in etkisiyle olsa gerek oldukça uyum sağlamışlardı. Giriş sahnesindeki dans eden çiftler filmin konusunu özetliyordu büyük ölçüde. Kubrick yine sözünü sakınmıyordu ve garip bir tarikat giriyordu çiftin hayatına. Etkileyiciydi ama birinci sıraya alabileceğim kadar değil kısaca.
Son sırada son izlediklerim var. 2001: A Space Odyssey akıllara zarar bulduğum bir film oldu. Uzun uzun uydu görüntüleri, uzun uzun uzay görüntüleri, uzun uzun yıldız görüntüleri, uzun uzun maymun sahneleri, yine tüyler ürpertici o cırtlak arka plan müziği (hayır tema müziğini kast etmiyorum) izlediğim filmlerin en bitmek bilmeyeni olduğunu vurguluyordu Space Odyssey'in. Zamanına göre bir başyapıt olabilir ama bana uzak olsun lütfen. Filme en çok daldığım bölümler ise katil bilgisayar ve uzaya uçan astronotun sahneleriydi. Korku filmi bile denebilirdi o sahnelere. Son 40 dakikasına ise bir türlü anlam veremedim. Evet 3 saate yakındı.
Barry Lyndon'ı izlerken birçok yerde acaba Kubrick bu hikayeyi niye filme almış diye sordum. Kubrick uzmanı falan değilim, sadece kendi halinde bir sinemaseverim ve o yüzden soruyorum bu soruyu. Bildiğin bir dönem filmiydi bana göre. Anlatıcı kullanımını sinemada pek tasvip etmesem de, filmin ilerlemesini sağlayan anlatıcının varlığıydı sanki. Barry Lyndon'ın başına gelenleri izlemek bazı bakımlardan enteresan olabilir ama bu şaşkaloz zenginin hikayesini sevemedim maalesef.
Oyuncularına kök söktürmesi, bir sahneyi 70 küsür kere çektirmesiyle ünlü Kubrick hala hayatta olsaydı ve diyelim ki bu aralar yeni filmi gösterime girseydi nasıl bir şey izlerdik onu merak ederim.
10 yorum:
sanırım ben de kubrick'in tarzına çok ayılıp bayılmayanlardanım her ne kadar tavrını ve kimi ustalıklarını takdir etsem de.
tarkovski bir, kübrik iki. longing for seppuku!
hiç tarkovsky izlememişim.
2001: a space oddyssey'i cok seviyorum ben de. Nedense o ilginc atmosferi ve havasi cok etkiliyor beni. Eger Tarkovsky izlemediysen Solyaris'le baslamani oneririm.
Kubrick'i seviyorum ya :)
Moonie
Solaris aklımda.
Kubrick'i ben de severim de Space Odyssey'i sevemedim :)
ahaha sana 2001 hiç hiç sana göre değil demiştim, keşke bulaşmasaydın :)
Ben Shining'i sevmemiştim hiç, Spartacus de eh işte, Barry Lyndon'ı ise çok severim ben, Clockwork Orange'la birlikte en sevdiğim filmlerden benim. Ama senin sevmemene şaşırmadım ne yalan söyleyeyim. :)
Kubrick şimdi bir film çekse, severdim ben, eminim. Das Parfum yorumunu izlemek isterdim mesela onun, çok daha iyi olabilirdi.
2001'i izle dedin diye hatırlıyorum sanki. Barry Lyndon'ı neden sevdin merak ettim ama boşver :p
Das Parfum kesinlikle daha güzel olurdu Kubrick'in ellerinde bence de :)
kubick sinemanın bir çok janrı üzerine keskin sözler söylemiş çok ama çok iyi bir yönetmendir... Otomatik portakal'da bunların en iyisidir.
otomatik portakal birçok kişinin favorisi.
Yorum Gönder