Pazar, Ağustos 02, 2009

jacob's ladder ve life before her eyes

Jacob's Ladder

Yazın blog yazmaya üşenildiği bir gerçek. İzleyeli 2 ay olan bir filmi lütfedip da yazan kendime bravo diyorum sonunda.

İzlemesi ve kimi zaman da hazmı zor olan Jacob's Ladder, bir adamın Vietnam kabuslarını konu ediniyor. Savaşın parçaladığı yitik ruhları anlatan filmlerin en girift ve en baş döndürücü olanı da diyebiliriz Jacob's Ladder için. Tim Robbins'in çeşitli hallerine tanık oluyoruz filmde bolca. Alternatif gerçeklikleriyle Lynch filmlerinden bile baş döndürücü ve herkese tavsiye edilecek bir film değil ama soluksuz bırakıyor ve etkiliyor. En azından benim için böyle oldu. Finalinin de bunda etkisi büyük.

Life Before Her Eyes

İki fıstık başrol kadın oyuncusunuın performanslarına sırtını yaslayan bir film var karşımızda. Yönetmen Vadim Perelman, "Ben bu iki süper yetenekli ve güzel sarışın oyuncuyu oynatayım, hikayenin mantıklı olması ya da bir anlam ifade etmesi gerekmez" diye düşünmüş olmalı. Evan Rachel Wood olsun, Uma Thurman olsun ilgiyle takip ettiğimiz isimler. Uma Thurman'ı kimi zaman saçma salak romantik komedilerde görmekten pek hoşnut olmasak da durum böyle. Ama yetmiyor.

Lise katliamının tanığı ve hayatta kalanlardan biri olan bir kadının 20 yıl önceki haliyle sonrası paralel bir şekilde anlatılıyor. Mantık hatalarının gırla gitmesi, yönetmenin pekçok klişe hikaye parçacıklarına yer vermesi ve filmin sırtını yasladığı şok edici final hayalkırıklığı yaratıyor. Bu muydu yani?

1 yorum:

efe dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.