Rosemary'nin Bebeği kendi açımdan büyük bir hayal kırıklığı oldu. Birçok yerde en iyi sinema klasikleri arasına girmiş, hakkında bir ton alt okumalar yapılmış bu gerilim filminin bir türlü bitmek bilmemesinin yanısıra, "şeytanın veliahtı" temalı filmlerle aramın iyi olmaması da filme soğuk kalmama neden oldu. Rosemary'nin rüyasıyla o tüyler ürpertici yaşlı çift filmle ilgili en çok aklımda kalan unsurlar olacak ve bu bahsettiğim iki unsur filmi korkutucu yapan yegane unsurlar. Genel olarak bir dram filmi olarak izlense belki daha çok tat verir. Hele Rosemary'nin kocası tahammül edilmezdi. (John Cassavetes oluyor kendileri.) Mia Farrow'un filmi sürükleyen performansı olmasa bu filmi bu kadar çok seven izleyici olur muydu, tartışılır. Mia Farrow o kadar etkili ki, bir süre sonra filmi sonuna kadar izlememin tek nedeni haline geliyor.
Kafayı yemiş bir genç afet olarak Catherine Deneuve'ü izlemek oldukça ilgi çekiciydi. Her tarafı büyük film kokan Rosemary'nin Bebeği'nden daha çok tercih edeceğim bir filmdi Repulsion/Tiksinti. İlk başta "ne izliyorum şimdi ben" dedirtiyordu. Bir süre sonra ise kaçık Deneuve'ün enteresan maceraları, o tuhaf gerilim havasıyla ve bağımsız filmleri andıran yapısıyla anlamlandıramayacağım bir şekilde çekiyordu kendine insanı. Tiksinti veren objelerin kullanımıyla ve günlük hayatın da nasıl korkutucu bir deliliğe yelken açabileceğini göstermesiyle itici olmadan tiksindirip germeyi başaran bir film. Catherine Deneuve'ün dönüşümü de sinema derslerinde okutulacak cinstendi.
6 yorum:
Rosemary's baby'e haksızlık etmişsin... Türü sevmeye bilirsin ama iyi film iyi filmdir... Bu arada, Polanski hayranı değilim...
selamlar, ben de çocukluğumdan beri büyük bir sinema aşığı olarak takip edip tanıştığım sizin ya da diğer birçok sinema sitelerini merakla takip etmekteyim. ama sizin, sinema,filmler ya da oyuncular hakkında ki yetersiz ve bilgisiz ve cahilce fikirlerinizi uzun zamandır okuyorum ama artık yeter bence. sizin açısından eksik ve sıradan film veya başka kısa bakış açılarınızda ki okumalarınız günümüzün bakış açısından her gün internetten indilip kısa bir zamanda tüketilecek birer emeksiz meta değildir; özellikle de hiç birşey anlayamadığınız büyük klasikler hakkın da biraz daha okuyup bilgi edinmenizi tavsiye edebilirim ( en azından koşullar, dönem yada birçok etmen açısından sadece bilgi ve bakış açısı gibi bir kadının asla sahip olamayacağı katmanlardan )
goks: Selamlar. Kötü film demedim, filmi çok sevmedim dedim sadece ve nedenlerini yazdım.
Marco Stanley Fogg: Sizi çok iyi hatırlıyorum. "bir kadının asla sahip olamayacağı katmanlardan" gibi ayrımcı, cinsiyetçi ve sonuna kadar şovenist bir yaklaşımla cümle kurmanız, söylediklerinizi ciddiye almamı zaten engelliyor.
Burası bir sinema eleştirisi sitesi değil, kişisel bir sitedir. Saygı çerçevesinde fikirlerinizi dile getirip yorum yazabilirsiniz fakat fikirlerime katılmamanız hakaret etmenizi gerektirmez. Kendi fikirlerini, iddialı olmaya gerek duymadan yazabilmektir aslolan.Sizin kendi blogunuzda yaptığınız gibi, ordan burdan alıntı kopyalayıp blog yazdım demek değil. Bu kadar eksik ve sıradan bulduğunuz bir blog yazarını da uzun zamandır takip etmeniz düşündürücü ayrıca.
slm, herhangi bir konuda, özellikle de çoğunluğun açısından sevilen ve de kabul edilen büyük yapıtları kötüleyerek hiç biryere varamazsınız ilk önce bunu belirteyim, eleştiri yapabilmek için standartların üstünde bir bilgiye ve de belirli bir kültüre sahip olmanız gerekir.ben sizin yaptığınız gibi her gün internetten birkaç saatte indirdiğim film ya da herhengi biryerlerden edindiğim kitapları kitap eleştilerini kolayca tüketmiyor, elimden geldiğimce yıllara yaydığım yaşadığım,okuduğum ve de çok severek izlediklerimi genel çoğunluk açısından sadece paylaşmaya çalışıyorum hepsi odur.Kubrick,Polanski veya diğer büyük yönetmenlerin hakkında hiçbirşey bilip bilmeden atıp tuttuklarınızı da çok iyi biliyorum ve sizi sadece meraktan bir zeka parıltısı görebilmek açısından olarak takipteydim am artık sadece kınıyorum sizi.dipnot:John Cassavettes amerikan bağımsız sinemasının en büyük yönetmenlerinden birisidir ve Rosamarry's Baby adlı film de sadece Roman Polanski adlı o zamanlar ki ve hala büyük bir yönetmene yardımcı ve destek olmak üzere oynamıştır ki; filmin ruh ve ruh haline bulunduğu koşullar göz önğne alınırsa amatör bir oyuncu olduğu halde çok iyi oynamıştır.ve sizin gibi yoz yeni bir kuşağın bayıldığı Notebook adlı filmin yönetmeni Nick Cassavetes adlı yönetmenin de babasıdır belirtilir.Dipnot 2 : Roman Polanski sadece değişik türlere karşı ilgi duyduğu için ötürü başkalarınca asla anlaşılamadan uyguladığı Rosamerry's Baby filmiminden ötürü charles manson adlı bir manyağın şeytana taptığı gibi cahilce bir yargıya kapılanarak hamile karısı ve de evinde ki diğerler konukları canice katledilmişlerdir(Polanski ise sadece uçağı kaçırdığı için büyük bir şansla kurtulmuştur).Roman Polanski, sonraları yetmişlerin sonunda film noier adını verdiğimiz yani kara filmin en parlak ve büyük örneği olan China Town adlı filmin en büyük ve çok kritik rollerinden birisini John Houston adlı büyük yönetmene vermiştir ki; sanırım anlaşılır tüm bu eleştirilerin ya da sözlerin hepsini.saygılar .
Selamlar. Buraya şovenist komplekslerinizle sıraladığınız bilgileri ben bloguma yazma gereğini duymadım diye ve sadece kişisel düşüncelerimi yazdığım için hakaret yorumları yazmaya devam edemezsiniz ve bu size son cevabım.
Birincisi herkes seviyor ve başyapıt ilan edildi diye sevmek zorunda değilim hiçbir şeyi. Gerek Polanski gerek Kubrick, sevip saygı duyduğum yönetmenlerdir ama bu tüm filmlerini sevmek zorunda olduğum anlamına gelmez. China Town, Repulsion ve Piyanist'i beğenirken, Rosemary's Baby filmini de seveceğim diye bir kural yok. Kubrick'in bazı filmlerini sevip, sevmediğim birkaç filmini de neden sevmediğimi kişisel olarak ve iyi niyet çerçevesinde açıkladığım gibi.Sinema eleştirisi blogu yapmayıp bir sinemasever olarak günce yazdığım gibi. Asla çerezlik olsun diye ve bir an önce tüketeyim diye film izlemediğim gibi. Cahil bir şekilde sandığınız gibi bir "yeni kuşak" olmadığım gibi. Filmlere, kitaplara, müziğe ve sanata yüreğimi ve hayatımı verdiğim gibi. İzleyip okuduklarımı burada severek paylaştığım gibi.
Bloglarda sinema dergisi havası solumak istiyorsanız daha iyisini sizin yapmanızı bekleriz, wikipediaya sırtınızı yaslayarak asıl siz hiçbir yere varamazsınız. Fakat kendileri hiçbir şey üretemeyen insanların, etraflarına saldırdıklarıyla ilgili tarihten sayısız örnek verilebilir tabii ki. Eğer biraz beyin kırıntısı sizde olsaydı, "klasikleri sevmemek çok ayıp, bacaklarını kırcam bu kızın" tarzında diktatörce bir yaklaşımla, birkaç kısa film yorumumu gördünüz diye karşınızdaki insanın kişiliğine hakaret etme gereği duymadan saygılı bir şekilde yazılarımı eleştirebilirdiniz ve de yerden yere vurma anlayışıyla hiçbir zaman yazı yazmadığımı görebilirdiniz. Sayısız sinema yazısı okuduğum halde, burada birilerine bir şeyleri kanıtlamaya ve rant elde etmeye çalışan ben değilim.
İkincisi görgüsüz, kültürsüz, cahil ve kopyacı olan sizsiniz ve buraya yansıttığınız kompleks dolu "bilgi bombardımanı havasından" da açıkça anlaşılmaktadır bu.
Sırf "kadın blogger" olarak gördüğünüz içinse, bu konudaki bakış açınızı önceki cinsiyetçi ve saldırgan tutumunuzda da görmüştük zaten. Yüzeyselliğinizin ve saldırganlığınızın o kadar ileri seviyede olduğu görülüyor ki, Notebook tarzında romantik filmleri sevdiğimi yada o tarz filmleri de sevmiş olsam bile o tarz filmleri sevip izlemenin ayıp sayılabileceğini zannedebiliyorsunuz. Aynı şekilde bugün bağımsız film yapımcılarının çok şey borçlu olduğu John Cassavetes'in yazımda sadece filmde oynadığı karakterini sevmediğimi söylediğim halde, lafı J. Cassavetes'in sinema tarihine, onunla da yetinmeyip oğluna ve oğlunun yaptığı filmlere getirerek alakasız bir biçimde bunu saldırı amacıyla kullanabiliyorsunuz.
"Siz kim oluyorsunuz" diyebileceğim biri varsa o da sizsiniz. Benim size tavsiyem ise, komplekslerinizden kurtulmanız için bir psikologa görünmeniz gerektiği.
Yorum Gönder