Pazar, Ocak 10, 2010

Anna Karina ve Yeni Dalga'dan birkaç küçük izlenim

Godard'ın ilham kaynağı olarak kocaman gözleriyle kameraya her baktığında dalıp gitmeniz yüksek ihtimal. Godard'ı ya da filmlerini sevmeseniz bile Anna Karina'ya kayıtsız kalmak zor. Öylesine güzel, öylesine yalın, öylesine doğal, öylesine çok yönlü. Bande A Part'taki naifliği: Louvre Müzesi'ni baştan başa koşmak 1 buçuk dakika içinde, cafedeki doğaçlamalı dans, metrodaki yalnız insanlara bakış ve tam istediğim gibi biten final; Vivre Sa Vie'deki hüzünlü halleri: o çıkışsızlık hissi, cafelerdeki yalnızlıklar, kimliğini giderek daha da yitiren bir kadın, cafedeki felsefeci adamla olan uzun diyalog; La Petit Soldat'taki gizemli halleri: erkek karakterin anlatıcılığının etkisindeki romansı hava, siyah beyaz gece ışıkları, casuslar ve koşuşturmacanın ortasındaki iki insan, çekilen fotoğraflardaki Anna Karina güzelliği; Une Femme est Une Femme'deki kadınlık halleri: en sevdiğim Godard filmi olarak gördüğüm en güzel aşk üçgeni filmlerinden biri olmasının yanı sıra yine unutulmaz Godard diyalogları: "Bence modern kadınlar aptaldır. Ağlamayan kadınlar sürülmeli." Birbirlerine kitap isimlerini göstererek cevap yetiştiren bir çift. Erkeğin sevimsizliğine inat kadının o kıpkırmızı giysisinin içindeki şirinlikle melankoli arasında gidip gelen halleri. Odanın içinde dönüp duran kamera haraketleriyle uzun planın düşündürdükleri. Cafede bekleyen Jean Paul Belmondo ile kurulan daha farklı ilişki.

La Mepris
'in sevdiğim yanı kesinlikle Brigitte Bardot değildi. Tüm ustalığıyla Fritz Lang'a saygı duruşu niteliğindeki sahnelerdi. Fritz Lang'ın varlığı La Mepris'i "zerre sevemediğim film" olarak anmamı engelliyor. Masculin Feminin de benim için fazla deneyseldi, sadece Anna Karina'nın oynamadığı bir Godard filmi olması değil. İnsan yalnızlığına odaklanan anları ve yine cafede dolanan yönetmenin ve seyircinin gözü olan kamera filmden aklımda kalanlardı.

Tüm bu filmlerin ortak noktası olarak (La Mepris hariç) 60'ların Paris'i için bile birçok seyirciyi kendisine çekecektir Jean Luc Godard filmleri. Sırada Pierrot Le Fou ve Alphaville var.

2 yorum:

Ludmilla dedi ki...

Liv Ullmann'la beraber en sevdiğim Avrupalı kadın oyuncu Anna Karina. Une Femme Est Une Femme'deki hali sahiden unutulmaz.

Godard'a gelince, izlediğim filmlerini sevdim, kimisini çok (Bande A Part) kimisini az (Le Mepris) ama yeni dalgaysa mesele Truffaut'yu tercih ederim. :)

Sera dedi ki...

Le Mepris'i ben de hatırlamak dahi istemiyorum. Ne de Bardot'yu. Truffaut'nun Jules ve Jim'ini izledim sevdim. Diğerlerini de izlerim artık yakında :)