Perşembe, Nisan 08, 2010

Dr.Parnassus'un Hayalhanesi

Terry Gilliam'ın son yapıtı için başyapıt diyebilmek de, eksikliklerin alt alta sıralandığı yazılar yazmak da nafile. Heath Ledger'ın vefatı dolayısıyla hep yarım kalmış bir film olarak anılacak The Imaginarium of Doctor Parnassus. Terry Gilliam'ın laneti midir bu acaba diye düşünmeden edemiyorum ben de tabi Don Kişot'lu yarım kalan diğer bir film projesini de hatırlayarak. Yalnız bu kez vazgeçmemiş Gilliam ve filmini bir şekilde sonlandırmış. Heath Ledger ölmeden önce senaryo ne şekildeydi, Ledger ölmeseydi film nasıl sonlanırdı bilemeyeceğiz. Aynanın içinde dönüşüm geçiren Tony karakteri gerçekte değişik yüzlere sahip olmayacaktı da nasıl bir akıbete ilerleyecekti gibi sorular da örneğin uzayıp gidecektir. Heath Ledger'ın performansında Joker etkileri yakalamakta ya da Joker'in etkisinde kalmış şeklinde kaçınılmaz yorumlarda da gerçeklik payının olduğu söylenebileceği gibi tüm bu gürültü patırtının bir yana bırakılıp Terry Gilliam'ın evreninden azami keyif almak ve Heath Ledger'ı buruk bir şekilde izlemek yapılabilecek tek şeydir belki de. Heath Ledger tartışmaları yüzünden film arada kaynamasa keşke.

Son zamanlarda birçok yönetmenin yapamadığını yapıp görkemli ve leziz detaylarla dolu bir fantastik dünya ortaya çıkarmayı başarmış Gilliam ve en azından bu konuda hakkı teslim edilmeli. Aynanın içine dalan her kişinin farklı bir manzarayla karşılaştığı, (kiminin gökyüzüne kurulan merdivenlerle, kiminin devasa ayakkabılı düşsel masallarla, kiminin cennet bahçeleriyle) kiminin de kabuslarıyla yüz yüze geldiği bir hayalhane. Aynanın içindeki bölümler filmin en güzel bölümleri ve düşsel sahneler benim filmi sevip bağrıma basmama yetiyor. Christopher Plummer'ın canlandırdığı 1000 küsür yaşındaki Doktor Parnassus'un zihnine açılan bir kapı aynı zamanda bu ayna.

Christopher Plummer olağanüstü bir performans sergilemiş ve esasında Ledger yerine konuşulması gereken asıl isim o. Ama filme sinen burukluktan nasibini alıyor bütün bunlar. Parnassus'un kızı Valentina'yı canlandırması için seçilen süpermodel Lily Cole ile şeytanı canlandıran Tom Waits de cuk oturan oyuncular kervanında şimdiden yerlerini almışlar bile. Yalnız sen o kadar sınırsız bir hayalgücüne sahip bir babanın kızı ol, en büyük hayalin ikealı bir evde kocan ve çocuklarınla yaşamak olsun. Pek yakışmadı bu Valentina ne sana, ne hikayeye, ne de yönetmene. Şahsen garipsedim açıkçası. Tom Waits'i şeytan rolünde görmek de, kendisini Jim Jarmusch filmlerinden sonra izleyebilmek adına güzel bir ayrıntı oldu. Filmdeki şeytan karakterinin tipik bir kötü adam şeklinde gösterilmemesi, Heath Ledger'ın ölümünden sonra filmde yer alan Johnny Depp-Jude Law-Colin Farrell üçlüsünün Tony karakterinin dönüşümlerini canlandırdıkları bölümler - yine de Jude Law'un sahneleri diğer ikisinin yanında en zayıf olanlar demeden geçemeyeceğim ve bunu diğer iki oyuncudan birine daha düşkün olduğumdan değil, performans açısından söylüyorum- hayalhanede bile seçim yapma zorunluluğuyla karşılaşan bireyler, sıkıcı günümüz dünyasına renk katan hayalhane gösterileri e modern insanın vasatlığı, şeytanla bahse tutuşan sınırsız hayalgücüne sahip adamın sorgulamaları ve pişmanlıkları ve daha neler neler diye özetleyerek Terry Gilliam filmlerini sevenleri yine üzmeyecek bir film var karşımızda şeklinde bitirebilirim bu yazıyı. Son 20 dakikası daha farklı olmalıydı hissinden niye kurtulamıyorum hala peki?

4 yorum:

verbumnonfacta dedi ki...

filmi henüz görmedim. hayal dünyasına ve hayallerini perdeye yansıtmaktaki yeteneğine güvendiğim terry gilliam' ın bir manada başarısız oluşuna üzüldüm.
en son izlediğim tideland ve bir önceki the brothers grimm beni biraz sıkmış ama yönetmenin içimizdeki notunun yüksekliği yüzünden not ortalaması pek düşmemişti. anladığım kadarıyla durum bu defa daha ciddi.

söyler misiniz bana, bu heath ledger putu ne zaman devrilecek?

aziz tom waits son dönemde domino ve wristcutters: a love story' de rol almış, üstelik ikincisinde şeytanı değilse de onun yardakçısı bir adam olan kellner' i canlandırmıştı. (iki film de başka sebeplerden iyidir ve izlenesidir)

Sera dedi ki...

Bi Brazil kadar sarsıcı değilse de, Brothers Grimm'den kat kat iyi olduğunu söyleyebilirim. Tideland de zaten herkesin beğeneceği bir film değil. Ben sevmiştim gerçi ama tekrar açıp izleyecek kadar değil.

Heath Ledger'la ilgili konu ise Joker'den kaynaklanıyor daha çok. Joker pek de unutulacak bir film karakteri olmadığından, Ledger da hemen ardından vefat etmesinin de etkisiyle efsaneleştiriliyor. Bu konu da uzadıkça uzayacak sanırım.

Aylak Kedi dedi ki...

görülesi film, o ne kadrodur, jonny deep'in sahnesi özellikle çok hoşuma gitti. tom waits bir harikaydı...

Sera dedi ki...

Johnny Depp keşke daha çok görünseydi dememekte inatla direniyorum :D Tom Waits de pek bi seçici olduğundan kendisini burda izlemek güzeldi.