Eşcinsellik, yaşamı şekillendiren seçimler, pişmanlıklar, sevginin sorgulanması, başdöndürücü şehir yaşamıyla taşranın insan ruhunu farklı ezicilikte etkilemesi, tek başına hissedilen yalnızlık ve biraradalıktan doğan yalnızlık şeklinde sıralanabilecek çeşitli konular hakim bu dört kişinin hikayesine. Gönlümü çalan karakter ise Bobby oldu. Çocukken yaşadığı trajedilerin de etkisiyle yaşamı diğer karakterlerden farklı bir şekilde kucaklaması, çoğu zaman naif olsa da yalınlığı amaç edinmesi ve kişinin içindeki mutluluğa gönderme yapan bir karakter olarak Bobby, hiçbir şekilde mutlu olamayacağı aşikar olan can sıkıcı Clare ile başta da söylediğim gibi huysuzluğundan bir türlü sıyrılamayan ve bedenselliğe fazlasıyla gömülen Jonathan'ın yanında hep ayrı bir sevgiyle anacağım bir karakter olacak. Jonathan'ın annesi Alice'in bakış açısından da bulunduğu yere hiçbir şekilde ait olmayan bir ev kadınının hikayesini okurken, Jonathan ve Bobby'ye dışarıdan bakmış oluyoruz ve Alice'in gözlemleri kendisini ikinci sıraya almama neden oluyor bir karakter olarak tüm kusurlarına rağmen. Bobby ile Alice'in yakınlığı öylesine huzur verici etkiler veriyor ki insana... Ayrıca Clare'in de özellikle o "dünyanın sonundaki eve" gitmeden önce New York'taki yaşamına tanıklık ederek anlamamızı sağladıklarının da değerli olduğunu yadsıyamam.
Kitabın sinema versiyonundan da haberdarım fakat duyduklarıma bakılırsa kat-i surette uzak durulması gereken bir uyarlama. Sıradan bir eşcinsellik-bağımlılık-ilişki hikayesi olarak kategorize edilecek bir roman değil Dünyanın Sonundaki Ev ve ben yazık olmuş bir hikaye izlemek istemiyorum. Cunningham'ın anlatımında ve Püren Özgören'in çevirisinde bitiyor her şey. Romanı "sıradışı bir aşk ilişkisi" olarak görmek ya da "inceliklerle dolu bir insanlık ve sevgi öyküsü" olarak adlandırmak okurun bakış açısına kalıyor. Benim içinse, yine bir diğer buruk Michael Cunningham romanı Saatler'in ardından gönülçelenler arasında yerini aldı bile.
6 yorum:
Filmi beğendim çünkü kitabı okumadım:D
ben 5-6 yıl önce okumuştum. saatleri seven zaten bu kitabı da severek okur.kitabın ilk cümlesi bile cunnigham'ın ne kadar farklı bir üslubu olduğunu gösteriyor. keşke can yayınları başka kitaplarını da yayınlasa...
kitabın adı iyimiş ama.
pariseda: doğrudur hep öyle olur zaten :D kitabı daha da çok seversin gibi bir sonuca ulaştırıyor bu bizi :)
ahmet: ufukta yeni kitapları görünmüyor gibi.keşke yayınlasalar. Saatler'den daha çok sevdim bu kitabı ben.
C3Moi: çok anlamlı bir isim.
Ben saatlerin filmini seyretmiştim Nicole Kidman'ın oynadığı, yazından sonra bu kitabını merak ettim doğrusu, üstelik gerçektende filmden önce kitabı okumak çok daha iyi oluyor.
Gerçekten de önce filmi izleyip sonra kitabı okumaya kalkmak, çoğu uyarlama için nafile bir çaba oluyor. Önce kitaplar gelir diyelim :)
Yorum Gönder