Salı, Nisan 27, 2010

Ejderha Dövmeli Kız ve Becoming Jane

The Girl with Dragon Tattoo'yu (Ejderha Dövmeli Kız) İsveç'in soğuk ve tekinsiz havasının da hakim olduğu sağlam bir gerilim şeklinde tanımlayabilirim. "Tekinsiz hava" derken ne kast ettin diye sorarsanız, sanki habire gidip İsveç havası solumuşum anlamı çıkmasına ve yüzde yüz uydurmasyon bir yorum olmasına rağmen, kuzey ülkelerinin verdiği karanlık ve puslu havanın şahsımda filmin ve de kitabın da etkisiyle böyle bir izlenim bıraktığı şeklinde bir açıklamayla kendimi savunabilirim; ya da "tekinsizlik" sözcüğüne bayılmamla. Bir yerin tekinsiz olması için mutlaka soğuk, karanlık ve puslu olması gerekmiyor şeklindeki itirazlara da kesinlikle katılarak, Ian McEwan'ın Yabancı Kucak romanındaki tekinsiz Venedik'ini hatırlatırım. (İtalyan kenti olduğu kesindi de Roma'da mı geçiyordu yoksa Venedikte'mi hatırlayamadım bak şimdi) Lafı çok uzatmamaya karar verdiğim halde neden hala geyik yapıyorum bilmiyorum ama şu kadarını söyleyim ki, kitapta ve filmde yer alan kuzeydeki o buz gibi küçük İsveç kasabasının birçok anlamda tüyler ürpertici hisler uyandıracağının kesin olduğunu söyleyerek bu tekinsizlik muhabbetini de burada sonlandırayım en iyisi.

Tekinsiz, tekinsiz deyip durdum ama kitabı okuyanların ya da sadece filmi izleyenlerin de bildiği gibi bir dedektiflik ve seri katil öyküsü Ejderha Dövmeli Kız. İsveç uyarlamasının genelde kitaba sadık kaldığını da söyleyebilir ve Amerikan versiyonunun tahmininizin cuk oturacağı yönetmenin elinden bizlere ulaşacağını size haber verebilirim. Fakat Amerikan versiyonunun, o güvenilir ellere sahip olduğu aşikar yönetmenine rağmen, bilindik bir Amerikan seri katil öyküsüne dönüşeceği öngörüsüne kapılmamamız işten midir değil midir? Bu Nazizm'e kadar dayanan öykü ne şekil alacaktır Hollywoodlarda? Neyse konumuz bu değil. Bu İsveç versiyonunun oyuncularının resmen cuk oturduğunu söyleyim mesela. Gazeteci Blomkvist'in bir yan öykü mahiyetindeki araştırmacı gazetecilik-kara para aklayan kapitaliste karşı verilen mücadele şeklinde açıklanabilecek hikayesinin filme çok az yansıdığını ve bahsettiğimiz bu İsveç yapımının daha ziyade geçmişi şüpheli o kötü şöhretli aileyle ejderha dövmeli kızımıza (bkz. afiş ve kitap kapağı) odaklandığını söyleyim. Böyle olması izleyici olarak işime geldi esasında çünkü merhum yazarın bildiğim kadarıyla gazeteci olmasının da etkisiyle yazdığı o bölümler, entrikasına vs.sine rağmen lafı uzatıyor hissi vermedi değil. Aynı şekilde Blomkvist'in aşk ilişkileri, örneğin patronuyla olan "karmaşık" ilişkisi de filme pek yansımamış ki bunun da çok önemli bir eksiklik olduğunu söyleyemeyiz önemli olan vurgunun Blomkvist'le Lisbeth Salander arasındaki ilişki olduğunu söyleyerek. Şiddet ve kadın istismarının keskinliği filmin atmosferine bir güzel yansımış ve uzun zamandır sağlam bir gerilim arayanların yüreklerine su serpecek bir film çıkmış ortaya.

Gelelim Jane Austen'ın aşkına; pardon kurgusal aşkına mı demeliyiz? (Kurgusal diye biliyorum ben tabi Austen'ın hayat hikayesini okuduğumdan değil.) Becoming Jane'i izleyeceğinize bana kalırsa gidip Austen'ın BBC yapımı herhangi bir roman uyarlaması serisini izleyin daha iyi ama ben izledim bi kere, bari birkaç şey söyleyim.

Anne Hathaway beklediğimden iyi bir Austen olmuş. James McAvoy da aynı zamanda hem sinir bozucu hem de çekici olabilen o kadın fantezisi erkek karakterine cuk oturmuş ve pek yakışmış. (Kimin böyle fantezileri var ve niye böyle sinir bozucu tipleri çekici bulurlar hiç anlamam ya neyse konumuz bu da değil.) Bilindiği gibi büyük bir Jane Austen hayranı filan değilim. Romanlarında kimi zaman sevdiğim karakterler ya da hoşuma giden ayrıntılar bulmama rağmen tarz olarakbana çok yakın bir yazar değildir Jane Austen. Yine de, o dönemde bir kadın yazar olmaya çalışmanın ya da sadece kadın olmanın zorluklarına odaklanan bir film görmeyi tercih ederdim, meşhur yazarın kayıp aşk öyküsü filmi izlemeyi değil. İyi başlayıp hayal kırıklığı yaratan bir film Becoming Jane. Filmin sevdiğim sahnesiyse iki "aşığın" kütüphanedeki atışmalarıydı.

2 yorum:

Sinem Ergun dedi ki...

Yine bir kitap ve film farkı var ortada anlaşılan, ben kitabı okumadım ama anlattıklarından filmdeki bazı sahnelerin aslında derin ayrıntıları olduğunu farkettim, o bölümler çok yüzeysel geçildiği için üzerinde fazla düşünmemiştim ama kitapta epeyce anlatılıyor herhalde.
Ama genel hatlarıyla beğendiğim bir film oldu,

Sera dedi ki...

Çok büyük farklar yok filmle kitap arasında ve aslında sırf filmi izlemek de yeterli diyebiliriz. Fincher versiyonunu görmek lazım bir de sanırım.