Perşembe, Nisan 29, 2010

Her şey Aydınlandı

İlk defa Jonathan Safran Foer okuyacaksanız, bilmeniz gereken birkaç şey var. Foer okumaya kalkışmak yer yer mizaha kaçan bir yaklaşımla betimlenen ayrıntılara rağmen çoğunlukla aşırı doz melankoliye, doğrusal olmayan kurguya, hikaye içinde hikaye içinde hikayelere, atalar sözlüğü izlenimi veren geçmişle hesaplaşmalara, bir türlü mutlu olamayan karakterlere göğüs gerebilmek demektir ve Foer okumaya başlamadan önce şöyle bir silkinip kendinizi incelemeli, tavrınızı da ona göre belirlemelisiniz ve tüm bu saydıklarıma hazırlıklı olmalısınız.

Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın'dan bir yıl sonra okuduğum son Jonathan Safran Foer yapıtı Her şey Aydınlandı'nın arkasındaki birkaç tanıtım-övgü yazısından birinde, Milan Kundera, Philip Roth, James Joyce esintileri taşıyan bir roman olduğunu yazmışlar ama Georges Perec adını eklemeyi unutmuşlar bu isimlerin arasına. Kitabın özellikle geçmişte geçen bölümlerinde ve atalar sözlüğü gibi yazılan doludizgin deneysellikle yoğrulmuş sayfalarında sanki Perec'in günümüz temsilcisini okuyormuş izlenimine kapıldım, söylemeden geçsem içim rahat etmezdi.

Jonathan'ın geçmişe yolculuğu, büyük büyük büyük büyük büyük ninesi Brod'un hikayesiyle dedesi Safran'ın hikayesi ve 1700'lü yıllardan 1942 yılına dek anlatılan tüm olayların anlatılış biçiminin insanda şaşkınlık uyandırmasının yanında, bu bölümleri okuyup okurda bıraktığı hüzün çökeltisinin sindirilmesinin şahsen yorucu bir okuma yolculuğuna sebep olduğunu belirteyim. Jonathan'ın günümüzün Ukrayna'sına gelip geçmişini aradığı yolculuğunda ona eşlik eden Saşa ve onun çatlak dedesiyle çatlak köpeği olmasa bu bölümlerin üstesinden gelmek zor olurdu. Ben bu kadar çok katmanlılığı ve hüzün yağmurunu kaldıramam diyenleriniz için Liev Schreiber'ın nefis uyarlaması, yine kitapla aynı ismi taşıyan ve çoğunlukla Jonathan ve Saşa'nın yolculuğuna odaklanan Everything Is Illuminated filmini izlemenizi önerebilirim. Çünkü kitap komikken bile melankolik ve 2. Dünya Savaşı'nda geçen bölümler fazlasıyla hüzünlü tahmin edilebileceği üzere. Atalar, kökler, savaşlar, aşklar, yaşlılar, gençler, umutlar ve bir türlü okura rahat vermeyen bir yazar olarak Foer, Saşa'nın Jonathan'a yazdığı mektuplar aracılığıyla da kendisinin bu tavrının farkında olarak Saşa'nın Jonathan'a bir güzel veriştirmesine tanık ediyor bizleri. Bu mektupların birinde Saşa yazar Jonathan'a, "Niye rahat vermiyorsun karakterlere, niye hep böyle olmak zorunda, niye akışına bırakmıyorsun?" diye soruyor ve Saşa'nın bu sözleri yazarın tavrını özetliyor bir çırpıda. Foer sıradışı ve yaratıcı bir yazar olsa da okuru tüketen bir yazar biraz da. Saşa'nın kendine özgü anlatımı ile Ukrayna'da geçirdikleri yolculuk kitabın en güzel bölümleri diyeceğim ama Brod'un çocukluğu-kadınlığı ile Safran'ın çapkın geçmişiyle çingene kız arasındaki ilişkilerinin geçtiği bölümlerin de benim için yeri ayrı olacak. Şunu da söyleyim, Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitaptan Biri deniyor Her şey Aydınlandı için ama benim için Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın daha uygun bu tanıma.

2 yorum:

thalassapolis dedi ki...

okumak istediğim bir kitap okumadan önce önerinizi yerine getireceğim teşekkürler...

Sera dedi ki...

İyi okumalar...