Perşembe, Mayıs 06, 2010

Miss Pettigrew ve Cheri

Hoş ve boş bir filmim diye bağıran ve fazla da bir şey vaat etmeyen bir film var karşımızda. Miss Pettigrew Lives For A Day'in kabaca konusu, Dickens romanlarından fırlamış bir karaktere benzeyen Miss Pettigrew'un kendini birden tatlı hayatın ortasında buluvermesi ve 3 erkeğin arasında kalan yıldız adayı şapşal Delysia'nın yanında çalıştığı bir gün boyunca başlarından geçenler şeklinde özetlenebilir. Filmin düşündürebileceği tek bir şey varsa, o da insanın bir günde yaşayacaklarının sınırının olmadığı ya da bir günün bile sonsuz olasılıklara yelken açabileceği olabilir fakat bu söylediğimden derinlemesine analizlere sahip bir film olduğu çıkmasın Miss Pettigrew'un. Bende bıraktığı iz bu sadece. Örneğin tam da savaş öncesi son pırıltılı ve eğlenceli günlerini yaşayan ve dışarıda savaş uçaklarını duydukları halde cümbüşlerinden zerre taviz vermeyen tipik zenginler topluluğunu şöyle bi vurguluyor sadece o kadar. Romantizme odaklanıyor işte daha çok. Kötü bir film miydi peki? Hiç de bile. Eğer kafanızı boşaltma, şöyle bir gevşeme ve eğlenme amacındaysanız bu işlevini fazlasıyla yerine getirdiğini ve benim can sıkıcı bir günün sonunda tatlı niyetine izlediğim bir film olarak gayet de keyif aldığımı ekleyebilirim Miss Pettigrew bla bla...nın.

Bu noktada biraz oyunculardan da bahsetmem lazım tabii. Frances McDormand bence komedilerde ya da kocası Coenle onun kardeşi diğer Coen'in filmlerindeki gibi kara mizah içeren filmlerde oynamasın. Dramatik ya da duygusal roller daha çok yakışıyor kendisine. Bu filmde örneğin herkesten bi güzel rol çalıyor, özellikle de salak sarışın yıldız adayını oynayan Amy Adams'tan. Amy Adams'ın suçu değil tabii bu durum, karakterinin potansiyeli o kadar. Role de yakıştığı söylenebilir fakat şahane çekicilikte ama fakir bir piyanist olan Lee Pace'i terk edip - pardon Michael'dı filmdeki adı, öyle hitap etmem lazım di mi - kendisine para ve kariyer vaat eden hödük adamları tercih etme cüretinde bulunan Delysia adındaki bu karakteri izlemek bazı izleyicilere can sıkıcı da gelebilir tabii. Lee Pace ne zaman çıkacak diyenler için çekilebiliyor daha çok onun sahneleri. Miss Pettigrew'un da aşktan nasibini almasıyla ilerleyen hikaye keşke "komşuda pişer, bize de düşer" havasına girmeseydi. Ben acı çeksin, yalnız kalsın Pettigrew şeklinde sadist hislere sahip olduğumdan, bu Avrupalı kisvesine bürünüp Hollywood havasına dönüşen hikayedeki bunun gibi akıbetlerden hiç haz etmiyorum. Söylemiş miydim daha önce?

Aslında ben bu yazıda ve bir önceki sinema yazısını yazmaya yeltendiğimde de Stephen Frears'ın Michelle Pfeiffer'lı Cheri'sinden bahsedecektim ama bir önceki yazıda olduğu gibi üşendim gene. Hazır konuyu açmışken, Michelle Pfeiffer'ı sevenlerin mutlaka izlemesi gereken, gayet de etkili bir dönem filmi olduğunu söyleyim kısaca. Son demlerde yaşanan aşk şeklinde bir güzelleme olduğunu söyleyip sizi kıs kıs güldürmeyeceğim, korkmanıza gerek yok. Collette'i sevdiğim ise söylenemez kesinlikle. Yine de Cheri'nin geçen yılın hoşluklarından olduğu gerçeğini değiştirmiyor tüm bunlar. O can sıkıcı An Education'dan çok daha iyi olduğunu düşünüyorum hayat dersi verme ekolünden gelen filmler arasında.

Michelle Pfeiffer'ı bu yılın ödül törenlerinde görememenin haksızlığından (bu kadın hiç yaşlanmaz mı ayrıca) ve linkini verdiğim imdb notunun da yine haksız düşüklüğünden de bahsetmek isterim. Niye 7 değil de 6 ki? Çok da umrumdaydın imdb.

Hiç yorum yok: