Pazartesi, Ekim 11, 2010

Açlığın Şarkısı

Le Clezio'nun Açlığın Şarkısı adlı romanı bir yandan merakla okutan, bir yandan da okurun en çok sevdiği özelliklerden biri olan akıcılıktan yoksun bir kitap. Etkili ve düşündürücü bir yandan, öte yandaysa insan sanki daha kaydadeğer bir şeyler olsun, karakterler arasında daha çok mücadeleyle daha sarsıcı bir etki yaratsın istiyor.

2. Dünya Savaşı öncesinin Fransız burjuvazisine küçük bir kızın bakış açısıyla tanık olurken, büyüklerinin "faşizm en kanlı haliyle geliyor" naraları atan konuşmalarına kulak misafiri olan kızın duydukları karşısında tüyleri ürperiyor. Güya hiç kimse savaş istemez ama bireylerin günlük konuşmaları tüyler ürpertici yemek masası ya da dost meclisi muhabbetleri savaşın habercisi oluverirler.

Aralarında sınıf farkı olan yakın arkadaşıyla olan ilişkisinde bir kaçış yolu buluyor romanın kahramanı olan kızımız. Kendi büyüme yolculuğu da bu karmaşık atmosferde geçiyor. Keşke Le Clezio iki kız arkadaşın ilişkisine daha çok yer verseymiş diye düşünmeden edemedim roman boyunca. Yıllar sonra "rolleri değişen" iki kız arkadaşı hüzünle mi anmalı, kaçınılmaz bir mantıkla mı?

Bir süre sonra savaşın da patlak vermeye başlamasıyla roman "burjuvazinin düşüşü" şeklinde ilerliyor. "Eski güzel günler" yerini kimsenin yüzlerine bakmayıp arkalarından konuştuğu dışlanmış bir ailenin yaşam mücadelesine bırakır yerini. Fransa'nın güneyine kaçan anne-baba-kız ilişkisi de mesafeli bir şekilde yer tutar romanda. Le Clezio kendi hayatından da izler taşıyan bu romanında daha ziyade bir gözlemci rolünü üstlenmiş izlenimi uyandırıyor. Denizin ve Fransa sokaklarının kokusunu duyumsatıyor okura. Okumaya değiyor ama şahsen Okyanus Kokusu'nu tercih ederim.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Merak ettiğim bir yazar ve kitap. Kitap fuarında tam almak üzereyken satıcı adam beni uyarmıştı, aşka bir kitapla başla hiç okumadıysan demişti. Haklıymış. Teşekkürler.