Pazartesi, Aralık 27, 2010

Black Swan

Eğer Leon zamanlarından beri Natalie Portman'ı takip ediyorsanız, Portman'ın Black Swan'de ne denli diş(l)i bir performans sergilediğini filmi izlemeden de tahmin edebilirsiniz. Zira filmin öncesinde 2 yıl bale çalıştığı söylenen Natalie Portman vücuduna zarar vermekten tutun da her türlü duygusal ve "bedensel" performansın üstesinden başarıyla geliyor buna kendini sıfır bedene kadar zayıflatmak da dahil. Bu performansıyla da oscar vermezlerse artık ağzıyla kuş mu tutsun daha ne yapsın Natalie bilemiyorum. Filmin diğer performansları, Vincent Cassel hariç, çoluk çocuk oyuncağı gibi kalıyor. O çok övülen Mila Kunis'te öyle çok övülecek bir şey göremedim mesela (eminim övülecek çok şey görenler de vardır!) ama kendisi hakkında karar vermem için henüz erken olabilir. Peşin hüküm vermemeli şimdiden sonuçta kendisi bir Megan Fox değil. Winona Ryder'ın rolü olmasa da olurdu diyenlere de katılmıyorum. Artık yaşlandığı gerekçesiyle emekliye ayrılmak zorunda bırakılan eski balerinin varlığı, Nina'nın yaşlanma ve artık bale yapamama korkularıyla birlikte, Hollywood'un kadın oyuncularının zaman zaman düştükleri duruma da bir gönderme aynı zamanda. Bu da ayrıca tartışılabilecek bir konu esasında. 45-50 yaşlarına gelip hala da örneğin Catwoman rolünü bana vermediler diye sızlanan oyuncular komik duruma düşebilir ancak. Meryl Streep, Helen Mirren gibi oyuncuların kariyerlerine bakıp örnek alsınlar. Bununla birlikte, Hollywood'un 40'ını ya da 50'sini aşan kadınlara Brad Pitt'e, Robert Downey Jr'a, Johnny Depp'e ettiği muameleyi yapmadığı da bir gerçek.

Black Swan'i şahsen sırf Natalie nasıl ceylan gibi sekip rol yapıyor diye de izlerdim kendisinin saçma sapan Boleyn kızları gibi filmlerini bile izlemiş biri olarak. Natalie Portman'ın dehşet performansından ibaret bir performans filmi olmanın çok ötesinde Black Swan. Darren Aronofsky'nin Requiem for a Dream ile The Fountain'ı ile birlikte bir diğer favori filmim ilan ettim bile kendisini. Esasında Aronofsky'nin özellikle Requiem'deki insanın üstüne üstüne gelen boğucu ve ezici duygusallığı ile sarsıcılığından rahatsız olmuştum. "Mutlaka sarsmak lazım seyirciyi" felsefesiyle hareket eden yönetmenlerden miydi acaba Aronofsky? The Wrestler'da da böyle düşünmüştüm. The Fountain'ın bambaşka bir film çıkması aslında tüm şüphelerimi dağıtmıştı. Black Swan sinematografisiyle, Kuğu Gölü balesinin öyküsüyle paralel giden kurgusu ve öykü akışıyla, gayet narin görünen bale dünyasından beklenmedik biçimde etkili ve sert bir psikolojik gerilim çıkarmasıyla takdire şayan özelliklere sahip. O kırılgan balerinlerin kırılgan dünyasını Portman'ın canlandırdığı sanrılar gören aşırı mükemmelci ve takıntılı Nina karakterinin bakış açısından gösteriyor bize Aronosfky. Balenin çağrıştırabileceklerinin tersine alabildiğine karanlık olan bu dünya, Kuğu Gölü balesinin de aslında ne denli karanlık bir öyküsü olduğuna dikkat çekiyor. Black Swan'in bana göre en büyük başarılarından biri beyaz kuğu/siyah kuğu öyküsünü Nina'nın öyküsüyle paralel bir şekilde anlatması ve finale doğru da Kuğu Gölü balesinin sahnelenmesinin etkisiyle filmi tam anlamıyla"zirvede" bitirmesi. İzleyiciyi hissedebileceği tüm coşkunun ve gerilimin ortasında bırakarak finalini yapıyor Black Swan. Clint Mansell'in Kuğu Gölü Balesi'nin etkisindeki müzikleri de o karanlık atmosferin üstüne tuz biber ekiyor.

Darren Aronofsky beyaz kuğu ile siyah kuğunun hikayesini klişe tabirle "iyi kızlar cennete, kötü kızlar her yere" mantığıyla vermiyor. Nina'nın masumiyet denilen tek dişi kalmış canavardan uzaklaşıp kabuğundan sıyrılması konusunda sürekli baskı yapan bale eğitmeni mi daha sinir bozucu, o Lily denen şırfıntı mı konusunda bahisler açılabilir. Masumiyet bıçak sırtıyken diskoda geçen sahneler dönüm noktası oluyor. Nina'nın annesiyle ilişkisinin garipliğidir belki bunu yapan. İlk başta ne kadar da cici bir anne-kız bunlar diyecekken, annenin sinsi baskıcılığına tanık oluyoruz. Gerçekten de Natalie'nin annesi gibi duran Barbara Hershey'nin canlandırdığı Nina'nın eski bir balerin olan ve kariyerinden Nina için vazgeçen annenin o pastayı gözünü bile kırpmadan çöpe atmaya kalktığı sahne insanın yüreğini ağzına getiriyor. Bildiğin hastalıklı anoreksik vücutları gözümüze gözümüze sokarak uhrevi güzellik diye millete de bir güzel yutturuyorlar ya, büyük bir başarı gerçekten de.

Black Swan'i saçma sapan vizyon tarihinde belirttikleri gibi Şubat sonuna kadar bekleyip izleyebilmem için gerçekten çok sabırlı bir insan olmam gerekirdi sevgili blog arkadaşlarım ve o kadar sabredemeyeceğimi bilmeniz gerekirdi. Zaten Şubat sonunda sinemada izleyebilmem için de İstanbul-Ankara-İzmir-Antalya gibi bir şehirde yaşamam gerekiyor. Aksi halde yaşadığım kasabanın kendince haklı nedenlerle genelde Kutsal Damacana ve Biri Beni Isırdı gibi filmleri gösterime almayı tercih ettikleri düşünülürse, benim gerçekten Black Swan'i sinemada izleyebilmek için Nisan'a kadar beklemem gerekir. O zamana kadar kim ölür, kim kalır? Natalie bu, beklemez. Olur da bir mucize gerçekleşip de sinemaya getirirlerse de, tekrar izlemek için gidebilirim sakıncası yok. O zamana kadar HD kalitesinde olmasa da, idare eder'den biraz daha kaliteli dvdscreenerıyla yetinmek zorundayım. Millet pek lakayıt tavırlarla izlerken de benim elim armut toplayacak değil tabii. Ben de insanım, etmeyin eylemeyin. Bu uzun ve sıkıcı açıklamayı yapmamın sebebi, film şirketinin Black Swan'i en azından Ocak ayında gösterime almayı göz önünde bulundurmaları konusunda dikkat çekmeye çalışmak, hayat hikayemin ayrıntıları konusunda sizi yorup kendimi Olivia Twist ilan ederek acındırmak değil ama gerçekler bunlar sonuçta. Başımızın çaresine bakacağız mecbur.

Daha fazla Black Swan görselleri için buyrunuz.

4 yorum:

N.Narda dedi ki...

Sinemayla eskisi kadar ilgim kalmadı. Ama Requem for a Dream dedin, filmi akla yazmak farz oldu.

Fiziklerini kıskanmamdan mı nedir sevmem o güruhu, böyle iç dünyalarına bakmak iyi olabilir :)

Güpgüzel yazın için teşekkürler.

Sera dedi ki...

İç dünyalarına bakmak daha iyi. Yıkıcı bir içdünya filmdeki tabii. Umarım beğenirsin :)

efe dedi ki...

film ve natalie olduça etkileyiciydi. film ekimi'nde oldukça konuşulmuştu ancak vaktim olmamıştı gitmek için fırsat bugüneymiş.

swan lake'i filminde bu kadar bir film daha vardı. onu düşünmekten alamıyorum kendimi.

Sera dedi ki...

Natalie kendini izletmeyi, kendisine aval aval baktırmayı iyi beceriyor. burada iyice aşmış. Swan Lake'in filmi derken?