Salı, Nisan 12, 2011

Kore Filmlerinin Ters Köşeye Yatırma Oranının Yüksekliği Bölüm 2


Memories of Murder

Zodiacımsı bir seri katil filmi olmanın ötesinde, kötü işleyen ya da işleyemeyen, işlemeyen sisteme dair bir film esasında Memories of Murder. Dolayısıyla, "Katil kim çıkacak acaba" diye tırnak yiye yiye izlenebilecek bir film değil, derdi çok başka.

Yönetmen Bong Joon Ho, seri katilden çok sistemi suçluyor. Kimi söylenilenlere göre, kendisi, Karındeşen Jack'in hikayesini bana göre da en çarpıcı bir biçimde anlatan From Hell filminden etkilenmiş. Tıpkı oradaki gibi, bu filmdeki seri cinayetlerde de gerçek olaylardan esinleniliyor. "Büyük şehirden" gelen keskin zekalı dedektifle, kırsal kesimin gevşek dedektifi cinayetleri aydınlatmak için birlikte çalışıyorlar ve bazı sahnelerde, birçok Kore filminde karşımıza çıkan absürd komedi ile kara mizah havası da hissedilebiliyor. Seri cinayetler beklendiği gibi, bu iki karakteri de filmin sonuna kadar değiştiriyor, artık hiçbir şey eskisi gibi olmuyor her ikisi için de. Olayıbiranöncekapatıpkurtulalımcı anlayışın da bizim için çok tanıdık olması, filmi daha da dikkate değer kılıyor. Bir açıdan da, birçok seri katil filmlerinde karşımıza çıkan, seri katilin yöntemlerini ve yaptıklarını ortaya çıkarırken bir yandan da ona hayran olma, vahşeti göklere çıkarma anlayışını ters yüz ediyor, çözemeyeceği olay yok dedirten klişe dedektif karakterlerini de. 80'li yıllarda geçtiği için polislerin teknolojiden faydalanabildiğini de söyleyemeyiz. Teknoloji olsa ne olur ki? Bu sefer de, bürokratik engeller yığını insan hayatını hiçe sayma felsefesini elinden bırakmaz. Elinden geleni ardına koymaz.


A Moment to Remember

Ters köşeye yatırma olayı tartışılabilir bu film için. Daha çok duygusal açıdan bir tersköşe hissi var. Aşk ve dram içerdiği için daha önce bahsettiğim filmlerden farklı bir seyir izliyor doğal olarak.

İkisi de farklı karakterler. Adam yalnızlığına ve özeline düşkün bir inşaatçı ve marangoz ustası. (Woo-sung Jung bir Koreliye göre oldukça uzun.) Kadın evlilik dışı bir ilişkiden yeni çıkmış, klasik bir ofiste klasik bir işi olan bir fabrikatör kızı. Bir şekilde ilişkilerini sağlam bir temele oturtmayı başarıyorlar ve hiç sırıtmıyor ikisinin beraberliği. Bir Türk filmi ya da Amerikan filmi olsa, şöyle sırıtırdı, şöyle burun kıvırırdık vs. demek istemiyorum ama elinizde değil, filmi izledikten sonra böyle düşünebiliyorsunuz. Oyunculuğun da çok önemli bir katkısı var bu duruma. Genç yaşta nadir bir biçimde Alzheimer'a yakalanıyor çiftlerden biri sonra. Kadının unutkanlığının gerçek nedeni ortaya çıkıyor. Sömürüye açık ve klişe bir konu gibi görünüyor buradan bakınca ama mutluluk yağmuru-gözyaşı yağmuru sırasının anlatılış biçimi önemli asıl dedirtiyor. Filmin, ağlayamayıp da deşarj olmak isteyenlere birebir ilaç gibi geldiği şeklindeki genel kanıya katılıyorum. Birçok aşk filmine burun kıvıranlar için de birebir. 28 yaşında Alzheimera yakalanmak nasıl bir cehennemdir, belki de en çok o sarsıyor insanı.

2 yorum:

neselihaller dedi ki...

nasıl detaylı bir film analiziydi...çok etkilendim..demek siz de filmleri sadece yakışıklı aktörleri için seyredenlerden değilsiniz...oley...

Sera dedi ki...

değilim tabi. önceki yazılarıma da göz atabilirsiniz :D