Cuma, Haziran 03, 2011

Fransa'ya gitme hayalleri için Fransız filmlerinden medet ummak

Guillaume Canet'nin önceki yönetmenlik denemesi -ya da direk yönetmenliği diyelim çünkü hasbelkader sağlam bir suç gerilimi denebilir Ne le dis a personne/Tell No One'a- merakla izletiyordu ve Canet'ye yönetmenliğin belki de daha çok yakışacağını müjdeliyordu. Les Petits Muochoirs/Little White Lies ise insan ilişkilerine odaklanan ve odaklanmaya çalışırken de lafı fazla uzatan bir film. Trafik kazası geçiren arkadaşları hastanede yalnızken tatil planlarından zerre ödün vermeyen, ikiyüzlü insanlardan oluşan bir arkadaş çevresine odaklanan filmin hikayesi bir buçuk saatte de gayet çarpıcı bir biçimde anlatılabilirdi. Uzun filmlere karşı mıyız? Elbette değiliz ancak bir sürü gereksiz sahnenin varlığından sonra, filmin son yarım saatine yakın bir yerinde, o amcanın, hepsinin gerçek yüzünü açığa vuran söylevini izleyince, "nihayet ya" diye koltuğunda çırpınmayan çok az izleyici vardır diye düşünmekteyim. Filmi Fransız filmi diye, "ay ne tatlı film" şeklinde niteleyenleri de anlayabilmiş değilim zira Fransızların -ya da insanlığın diyebiliriz- "tatlılığından" çok daha can sıkıcı yönleri vurgulanıyor filmde ve eminim Canet'nin de amacı izleyicilerin "ne tatlı bir film izledik" diye düşünmelerine neden olmak değildi. Arkadaş ilişkilerinin dinamiklerini vurgularken günlük hayata dair cuk oturan detaylara odaklanıyor ve başta da söylediğim gibi yönetmenliği ciddiye aldığı her halinden belli, ancak gereksiz uzunluğunun etkisiyle ne yapacağına karar veremeyen bir filme dönüştürüyor filmini.


Buna "ay ne tatlı film" denebilir bak. Mutlaka "tatlı bir Fransız filmi" arayışı içinde olduğumdan değil, filmin içerdiği tüm drama karşın gerçekten tatlı anlara ve şahane şarkılara sahip olduğu için. Gidenlerin ardından hayata tutunmaya çalışmak... Tam anlamıyla sevebildiğimi söyleyemem ve biraz da karışık duygularla izledim Love Songs/Les Chansons D'Amour'u ama bir müzikal olarak başarılı, istisnai bulduğumu ve hüzünlü aşk filmi işlevini de layıkıyla yerine getirdiğini söyleyebilirim. Müzikal kısımlarında video klip havası verdiği söylenebilir ama karakterlerin duygularını geçirebiliyor en azından. Fransa sokaklarında da çok güzel dolaştırıyor insanı. Menage a trois'lar, gayler, biseksüellik, vs.ler de filmin diğer temaları. (Hayır korkmayın, "bir Fransız filminden beklenebilecek şekilde" demeyeceğim!) Çekici mi çirkin mi olduğuna bir türlü karar veremediğim Louis Garrel'le daha önce izlediğim başka bir filmde (İkiye Bölünen Kız'dı sanırım) bir parça itici bulduğum ama burada daha etkileyici olduğunu düşündüğüm Ludivine Sagnier de yetenekli olduklarını hissettiriyorlar.

Bir dinlesek ya diyenlere:

Louis Garrel & Ludivine Sagnier - De Bonnes Raisons

Ludivine Sagnier - Pourquoi Viens-Tu Si Tard

Louis Garrel - Les Yeux Au Ciel

Ayrıca, Fransızca zor azizim.

3 yorum:

selen dedi ki...

ben o yasli adamin hepsine agzinin payini verdigi kismi hic sevmedim. zaten biz izleyici olarak biliyoduk ikiyuzlu olduklarini. onun boyle tepeden bakan bi edayla soyle ettiniz boyle yaptiniz demesi bana cok yapmacik geldi. hani hastanedeki adamin yakin arkadasi oldugunu gorsek bilmem ne belki hak verirdim ama bu ekiple gununu gun edip eglendikten sonra cikip da boyle ulvi bi gorev ustlenmesi komik olmus. bi de son kisimda tabutun basinda aglasmalarinda kriz gecirecektim. ne kadar klise bi son olmustu oyle. onun disinda uzunlugu beni pek baymadi. plaj goruntulerinde de icim gitti resmen :)

Sera dedi ki...

Yaşlı adam açısından dediklerin doğru da, sanki karakterler silkelenip kendilerine gelsinler diye gerekli görülmüş bir sahne gibi geldi bana. Plajın da pek bi olayı yoktu bence. :D

selen dedi ki...

Soğuk bir Nisan gününde izleyince oluyor ama ;) Simit gibi bişeye tutunup bir nevi su kayağı yapıyorlardı ya, işte ben onu istiyorum :)