Pazartesi, Ağustos 08, 2011

Yeniyetme İstilası

Perfect Blue

Şöhret kabusu, çoklu kişilik sorunsalı, bilinçaltı korkuları ve düşle gerçeğin iç içe geçişi. İnsanın aklını alıyor özellikle de gece gece izlerseniz. Pek anime izleyen biri değilim ve bu animenin de daha çok anime izleme isteği uyandırdığını söyleyemem ama Lost Highway tadı verdiğini söylersem yalan olmaz.


Easy A

Bana göre, lise filmleri arasında çok akılda kalıcı olduğu söylenemeyecek ve pek de öyle söylendiği gibi ahım şahım olmayan, en çok Emma Stone'un parlak performansıyla öne çıkan bir filmdi Easy A. Nathaniel Hawthorne'un The Scarlet Letter adlı eserinin lise versiyonu bir nevi ve filmde o öyküye bol bol gönderme yapılıyor eğlenceli bir şekilde. Demi Moore'lu sinema versiyonunun da sık sık yerden yere vurulduğunu eklememe gerek yok. Gary Oldman'a yazık olmuştu o filmde ama neyse Easy A'e döneyim. Cinselliğe bakış açısı, ikiyüzlü muhafazakarlık, lisede popülarite sorunu, dandik eğlence anlayışlarından zerre ödün vermeyen Amerikan gençliğiyle eğlenceli bir kurgu aracılığıyla dalgasını geçmiş yönetmen ama fazla büyütülecek bir şey yok.


Boy A

Suç ve pişmanlık, geçmişle gelecek, ikinci şans, adı çıkmışlık, bitmek bilmez linç kültürü, topluma karışmak ya da toplumda birey olmaya çalışmak üzerine bıçak sırtı bir dram Boy A. Çocukken işlenen suçlar bir hayalet gibi musallat oluyor genç adamın başına. Yönetmen John Crowley sessiz ve derinden giden bir anlatımı seçiyor. İzleyiciye zaman zaman sıkıntı veren bir anlatım bu ama sonuçta soluksuz kalıyorsunuz. Yine geçenlerde izlediğim In a Better World'ü anımsatıyor çocukluk sahneleri. Andrew Garfield'ın performansı çok sağlam.

Penelope

Masallardan bir modernlik beğenelim. Bir lanet sonucu domuz burnuyla dünyaya gelen bir kız laneti bozmak için onu yalnızca kendisi olduğu için seven bir adam (klişesini) bulmak zorundadır. Hatunlar izlesin de kendilerini birer masal prensesi gibi hissetsinler diye çekilmiş sanki! Ama sempatik bir film zaten tüm güzelliğiyle James McAvoy zırt pırt karşınızda arz-ı endam edince hoş vakit geçirmelik güruhu daha da bir anlam kazanıyor. (Resimde de torpil yaptım doğal olarak. Hem daha X-Men:First Class'ı bile izleyemedim ve Fassbender'la ikisini James Bondvari bir fantastik arenada görmek için sabırsızlanıyorum.) Filmin görselliği ve Penelope kızımızın odası da pek hoş. Fakat kızın burnunu gören her varlık abartılı bir biçimde korkarak kaçmasa gerçekten sevimli bulabilirdim filmi. O abartılı tepkileri görünce, asıl Elephant Man'i görseler ne yaparlardı diye düşünmeden edemiyor insan.


Cherrybomb

Rupert "Weasley" Grint ile Misfits'in baş zibidisi Robert Sheehan'ın popülaritesinden güç almaya çalışan bomboş bir gençlik filmi. Aşk üçgeni ve baba sorunları falan fişman. Karakter derinliği diye bir şey duymamış anlaşılan yönetmen, ne de öykü anlatımını ve daha pekçok sinematik kaygıları. Zaten afişten de görüldüğü gibi amaç Rupert Grint'ten bir güzel faydalanıp para kazanmak. Bununla vakit harcayacağınıza Skins izleyin. Hatta Misfits izleyip eğlenin. Rupert Grint burada özellikle büyümüş ama böyle saçmalıklarla doldurursa filmografisini işi zor.

2 yorum:

Ludmilla dedi ki...

Ben Penelope'yi izlerken çok eğlenmiştim, McAvoy hastalığım bir yana bence iyi kotarılmış bir romantik komediydi. Bir de kısaydı falan, sıkılmaya ya da anlamsızlığı üzerine düşünmeye fırsat bulamadan bitmişti.

Sera dedi ki...

Bir romantik komedi olarak diğer süprüntülerden gayet iyi evet.