1- Breaking Bad
Twitter'ı bir ara sırf Breaking Bad güncesi yazmak için kullanıyordum. 4. sezon o denli bombaydı ki, yalnızca yabancı diziler açısından değil, sinemasal açıdan da bir daha asla hiçbir şey eskisi gibi olmadı. "Keşke Breaking Bad gibi filmler olsa" diye hayıflandım çoğu zaman, zira sevebileceğim filmler bulmakta giderek zorlanıyorum. Şu an Amerikalılar, sinema açısından yerlerinde sayıp hep aynı klişelerinden vazgeçemezlerken, diziler açısından çok daha başarılı işlere imza atıyorlar. Breaking Bad de televizyondaki en iyi işlerden biri. 4. sezonun "Box Cutter" adlı ilk bölümüyle kötü adam kavramına yeni bir bakış açısı getiren tüyler ürpertici Gus'ın en karanlık halini izlerken, Walter'la Jesse'nin bu kez işlerinin çok daha zor olacağı belliydi. İnce nüanslarla müthiş bir karakter yaratan Giancarlo Esposito ile birlikte, Gus'ın yardımcı Mike Reyiz'i canlandıran Jonathan Banks de, şeytanın avukatı rolündeki Saul Goodman'la birlikte, Byran Cranston-Aaron Paul ikilisinden bol bol rol çaldılar. Walter'la Jesse'nin bitmek bilmeyen kavgaları 4. sezonda Gus ve Mike'ın da araya girmesiyle iyice kızışırken, narkotikçi bacanak Hank de sessiz sessiz araştırmasını yapıyordu ama tabii dinleyen kimdi. Walter'ın karısı Skyler da yer yer kocasının sorunlarına ayak uydurmaya çalışıp muhasebecilik becerilerini kara para aklamak için kullanıyor, fakat sonuçta her şeyi eline yüzüne bulaştırmaktan da geri kalmıyordu. Güneyli, sıradan bir orta sınıf kadını olan Skyler çok eleştirildi fakat kendimizi onun yerine koyup yalanlarla yaşayan, uyuşturucu yapıp satan bir eşimizin olduğunu öğrensek ne yapardık diye düşünmeliyiz öncelikle. Sezon finaline doğru Walter'ın sinsilikte Gus'tan pek de farkı olmadığını bir kez daha görürken, garibim Jesse Pinkman da her zamanki gibi şamar oğlanına dönüyordu. O unutulmaz ding-ding-ding sahnesini de anmadan geçmek olmaz.
Breaking Bad görselleri
2- Misfits
Skins-Heroes karışımı, kimi zaman dramaya kaçan fantastik komedi dizisi Misfits, tek kelimeyle yılın en eğlenceli dizisiydi. The Rapture'lı jenerik müziği de hemen havaya sokuyor insanı. Yıldırım düşmesi gibi bir olay sonucu süper güçlere sahip olan zıpır genç karakterlerimizin süper kahramanlık klişelerini yerle bir edişlerinin yanında, özellikle Heroes gibi dizilere nanik yapmaktan geri durmamaları diziyi sevdiren en önemli nedenlerdendir. Zira, "dünyayı kurtarmak kim, ben kim" havasındalar daha çok zibidilerimiz. Örneğin, zaman yolculuğu yapan Curtis milletin hayatını kurtaracağım derken kendi ilişkilerini daha da çıkmaza sokar ve acınacak durumlara düşer. Düşünce okuyan Kelly, bu gücü yüzünden insanlarla en ufak bir ilişki kuramazken, 3. sezonda roketbilimci gücüne sahip oluşu fakat eline geçen bu dehamsı özelliği kimselere inandıramamasıyla daha da komik durumlara düşer. Utangaç ve ezik muamalesi yapılan Simon'ın ilk iki sezonda görünmez olma gücüne sahip oluşu ince bir espri değil de nedir? Hepsi bir yana, Robert Sheehan'ın zibidiliğin kitabını yazan Nathan karakteri bir yanadır ancak Sheehan'ın diziyi bırakması yüzünden, 3. sezonda yokluğu büyük ölçüde hissedilmiştir Nathan karakterinin. Yerine gelen Rudy karakterini canlandıran oyuncu, aslında elinden geleni yapmaktadır ve kendi başına diziye cuk oturan bir karakter olmuştur fakat Nathan'ın yerine gelme handikapı yüzünden ona alışmakta oldukça zorlandık. "Misfits eskisi gibi değil, iyi gitmiyor" yorumlarının sebebi de Nathan'ın yokluğudur fakat Misfits Nathan'a odaklı bir dizi değil ki. 3. sezonda Inglourious Basterds tadındaki Hitlerli bölüm şahane bir kısa film tadındadır örneğin. Zombi amigo kızların yarattığı kaos ve eğlence de bir diğer örnektir. Seth karakterini de daha sık görmemiz benim açımdan çok olumlu bir gelişme. Sonuçta, "İngilizler süper kahraman dizisi yapınca böyle oluyor" şeklinde klasik bir genelleme yapmak istemesem de, Misfits müthiş bir zibidilik örneğidir.
Misfits görselleri
3- Boardwalk Empire
Alkol yasağı, politik yozlaşma, mafyöz entrikaları, ırkçılık kavgaları, kadın sorunları Boardwalk Empire'ın 2. sezonunda da son hızıyla devam etti. Scorsese'nin elinin değdiği, etkileyici bir sanat yönetmenliğine sahip, sessiz ve derinden giderken pat diye şok edici sahnelerle izleyiciyi koltuğundan zıplatan dönem dizisinin bir diğer önemli başarısı, her bir karakterine gereken önemi verişi ve hiçbir yan karakterin sırf zaman geçsin diye dizide yer almayışıdır. 2. sezonda Nucky Thompson'ın işi zor olmuştur. Jimmy Darmody ile öz kardeşi Eli Thompson'ın ona ihanet edişlerinin üzerine gelişen olaylar, hakkında açılan sayısız davayla birlikte işlerini iyice çıkmaza sokmuştur ancak sezon finalinde, "Tanrı varsa eğer, bana böyle bir surat vermezdi" cümlesiyle resmen yaran Steve Buscemi'nin döktürdüğü Nucky şeytana pabucunu ters giydiren özelliklere sahiptir. Nev-i şahsına münhasır, kurnaz ve pragmatik Margaret Schroeder'in şenlikli karakterini saymazsak, dizide en sevdiğim kadın karakterler ise, Angela Darmody ile savcı kadın oldu 2. sezonda. Bu yüzden, sezon finalinin beni bu açıdan üzdüğünü söylersem şaşırtıcı olmaz sanırım. Agent Van Alden 2.sezonda ilk sezondaki kadar çatlak sahnelere imza atamamış, duygusal ve ahlaki açıdan zor durumda kalmıştır. Hamile bıraktığı, ilk sezonda insanda nefret uyandıran, ikinci sezonda ise resmen acıdığımız Nucky'nin eski metresi Lucy'nin halleri ise içler acısı olmuş, Paz De La Huerta yalnızca çıplak kadın kontenjanını doldurmaktan kurtulmuştur. O değil de, Jimmy'nin annesi Gillian Darmody'le olan Odipus kompleksi, Gillian'ın kendisini küçük yaşta zor durumda bırakan Jimmy'nin babasına attığı tokatları saymazsak, Gillian karakterini nefret edilesi karakterler arasına sokmakta gecikmemiştir. 2. sezonun en güzel sahneleriyse, yaralı yüz Richard Harrow'un içli sahneleridir ve bence bu karakterde çok iş var. Sezon finalindeki olaydan sonra Richard Harrow'un akıbeti nasıl olacak diye seneye kadar meraktan çatlamazsam iyidir. Ayrıca bu sezonun televizyondaki en süper kavga sahnelerine de yer verdiğini eklemezsem olmaz (bkz. Nucky ile kardeşi Eli arasındaki kavga sahnesi). Eklenecek daha neler neler çıkar Boardwalk Empire için ama önümüzde bahsedilecek bir sürü dizi var.
Boardwalk Empire görselleri
4- Sherlock
Günümüzde geçen mini dizi Sherlock Holmes, "psikopat değil, çok işlevli bir sosyopat" olduğunu vurgulayan Sherlock'un zeka dolu maceralarına yer verirken, Dr.Watson'la olan homoerotik göndermeler de birçok internet sitesinde (evet özellikle de tumblrda) gırla gitmektedir. Aslında Sherlock'un üç bölümü de sinema filmi kıvamında olduğundan, bu listeye, özellikle de ilk 5'e alıp almamakta kararsız kaldım. Ama 2011'i hatırlarken ilk aklıma gelen dizilerden biri Sherlock olduğundan listeye eklemeden geçemedim. Bu kadar sağlam bir casting örneği olamaz dedirten Benedict Cumberbatch (isme bak yahu), ses tonu ve mimikleriyle şimdiye kadarki tüm Sherlock'ları unutturacak nitelikte. Sinemada Sherlock Holmes'ü canlandıran Robert Downey Jr'ın işi artık çok daha zor. Zaten sinemadaki Sherlock'u Sherlock Holmes'müş gibi değil de, Robert Downey Jr'ın bir başka eğlenceli karakteri havasında izliyorum şahsen. Dr.Watson'ı canlandıran Martin Freeman'ı daha önce çeşitli rollerde görmemize rağmen, bu dizinin ardından Peter Jackson'ın Hobbit'inde Bilbo Baggins rolünü kapması da şaşırtıcı olmasa gerek. Sherlock'ü diğer vasat polisiyelerden ayıran en önemli özelliği, teknolojiyi iyi kullanmakla kalmayıp insan karakterini de ön plana çıkarışı ve Sherlock Holmes'ün yakaladığı ince ayrıntılarla olayları çözmesi olduğundan polisiye-dedektif-komedi-macera türleriden hoşlananların kesinlikle es geçmemesi gereken bir dizi Sherlock. Fakat maalesef kısacık ve yeni sezonu yayınlanana kadar da 1 buçuk sene falan geçiyor. 2. sezonda Irene Adler diziye ne katacak göreceğiz.
Sherlock görselleri
5- Weeds
Weeds'i 2011'in bahar aylarında izlemeye başladım ve bir bakmışım, yazın yayınlanacak 7. sezona yetişmişim. Banliyöde uyuşturucu satan dul Nancy Botwin'in maceraları, ilk başlarda kara mizah şeklinde ilerliyor, ikiyüzlü üst orta sınıfta gelişen komik olayları işliyordu. Sezonlar ilerledikçe Nancy giderek köşeye sıkışıyor, kötü adamlardan kötü adamlar beğeniyor, oğullarıyla olan sevgi-nefret ilişkisi derinleştikçe derinleşiyor ve özellikle sezon finalleri soluksuz bırakıyor. Weeds'in o denli komik bölümleri oldu ki, tek tek burada sayamayacağım kadar çoklar. Sanırım Showtime'ın diğer dizilerine de yöneleceğim yakında. 2. ve 3. sezonlar favorilerimdi. Bir kere Nancy, Conrad'dan ayrılmamalıydı. Meksikalılar işin içine girince 4. ve .5 sezonda ivme kaybeder gibi oldu Weeds benim açımdan. Esteban kadar gıcık bir herife aşık olması şaşırtıcı değil aslında Nancy'nin karakterini düşününce. Yine de, Nancy'nin Esteban yerine Guillermo ile birlikte olmasını tercih ederdim. Aralarındaki sevgi-nefret ilişkisi ve ikisinin bir araya geldiği her sahne müthişti desem yeridir. 6. sezondaki kaçış süreci de oldukça sürükleyiciydi bana göre. Hele o unutulmaz sezon finali yok mu; Plan C, Andy'nin melul bakışları ve Silas'la Nancy arasındaki yoğun duygusal sahne defalarca izlenebilir. 7. sezonda, hapisten çıkan Nancy'nin "gene dene, gene yenil" felsefesinden ayrılmayışı, kodes arkadaşı belalı hatunla olan sahneleri, Silas'ın haklı olmasına rağmen giderek gıcıklaşması (yine bir Odipus kompleksiyle karşı karşıyayız) diziden bir parça soğutur gibi oldu. Sezon sonlarına doğru Nancy'nin aklına gelen parlak fikirle birlikte gelişen olaylar, Weeds'in, nasıl ilerlerse ilerlesin yerinin benim için ayrı olduğunu hissettirdi. Weeds'in en sevdiğim karakterleri, başlarda gayet uyuz olan ve zamanla kendini sevdiren Andy Botwin ile Nancy'nin psikopatlığa meyleden ve "kendine benzeyen" oğlu Shane'dir. Shane'in ilk sezonlardaki zeka küpü çocuk halleriyle (okulun yobazlarına yaptığı o küfürlü konuşma vazgeçilmez sahneler arasında) son sezonlardaki halleri, bir karakterin daha ne kadar şaşırtıcı olabileceği üzerine ders niteliğinde olabilir. Ailenin iyi çocuğu Silas'ı da severdim aslında fakat dediğim gibi, annesiyle olan sorunu çekilmez hale geldi 7. sezonda. Hepsi bir yana, Andy bir yanadır benim için aslında. İlk sezonlardaki Celia Hodes ise dizinin en komiğiydi. Keşke geri gelse kızıyla birlikte. Çoğunluğun aksine, Doug Wilson'ı ise pek sevdiğim söylenemez.
Weeds görselleri
6- Downton Abbey
Downton Abbey görselleri
7- Supernatural
Supernatural deyince akan suların durduğunu beni tanıyanlar bilirler. Normalde 5 sezon olarak planlanan Supernatural'ın 6. sezondaki gidişatından çoğu kişi memnun kalmamıştı, esasında ben de öyle fakat kovboy Dean ve Sam'le Geleceğe Dönüş göndermelerinden tutun, Dean-Castiel-Sam üçlüsünün kendi dizilerine konuk olmaları ve Crowley'li her bölüm altın değerindeydi benim için 6. sezonda ve 4.ve 5. sezonlara göre vasat bir sezon olsa da, bazı kaydadeğer bölümler de vardı dizide. 7. sezon ise süper başlayıp an itibariyle vasat bir şekilde ilerliyor dersek yeridir. Esasında dizinin vasatlaştığını düşündüren unsurlar, Castiel'li Crowley'li Lucifer'li Michael'lı Zachariah'lı sahnelerle kıyamet temasının çıtayı iyice yükseltmesiydi. Yoksa Supernatural, korku klişelerini eğlenceli ve geyik bir şekilde ele alan, bunu yaparken de aile ve kardeşlik duygularını öne çıkaran kendi halinde bir diziydi 4. sezona dek. Ne olduysa Castiel geldikten sonra oldu. İşler ciddiye bindi. Artık Castiel'siz bir Supernatural düşünülemez oldu. Naptın bize Castiel, nerde bu Castiel, ne zaman gelecek diye sayıklayıp duruyoruz ve Bobby Singer'a olan oluyor o arada. Bobby'i aslında ne kadar çok sevdiğimizi hatırlıyoruz. Şüpheci ve duygularını açığa vurmayan Bobby'nin Dean'le Sam'e asıl babalık yapan kişi oluşuyla sezon arası bölümü yüreğimizi sızlattı. Dean ve Sam cephesinde ise, Dean'in eski eğlenceli haline dönmesi tüm kayıplarının ardından zor görünürken, bir nevi zombiye dönüştüğü bölümde yardırmıştır yine Jensen Ackles o tapılası mimikleriyle. Sam'e önceki sezonlarda gıcık olurken, 7. sezonda kendini toparlaması ve Mark Pellegrino'nun Lucifer'ini daha fazla bölümde görme isteğimizi körükleyen sahneleri, Sam'e eskisi kadar nefret beslemememi sağladı. Son olarak, 7.sezondaki Leviathanlar sorunu çok uzarsa dizinin daha da ivme kaybedeceğini ekleyim. Sera Gamble da özlediğimiz karakterleri geri getirirse, onun ve yapımcıların hakkında beslediğimiz nefret hisleri azalabilir belki zira, nasıl ki Game of Thrones'da, hiçbir karakterin güvende olmayışı ve her an herkesin ölebileceği olayını seviyorsak, Supernatural'da da her karakterin bir şekilde geri gelişi olayını seviyoruz. Ayrıca kadın karakterleri öldürmekten vazgeçseler daha da çok memnun olacağım. Ellen'la kızını özlüyorum.
Supernatural görselleri
8- Game of Thrones
Fırtınalar koparan Game of Thrones'a gelelim. Neden daha üst sıralarda değil, diyecektir bazılarınız. Çünkü şahsen, bu tür entrikalı, krallı, taht kavgalı dönem dizileriyle pek aram yok. Camelot'u da sırf Eva Green için izlemiştim mesela. Game of Thrones'a da ilk başlarda hiç ısınamadım. Dizinin televizyona getirdiği kalite, görsellik ve yenilikleri kabul ediyorum ancak bu kadar nefret uyandıran karakteri bir arada görünce, üstelik ensest temasının iticiliğini ve seksist başlangıcı da hesaba katınca (izledikçe Lady Stark olsun, Aria olsun ve de Daenerys olsun kasırga gibi estiklerini gördüm tabii) birkaç bölüm izleyip bırakmıştım diziyi ve bu kadar çok fırtına kopmasını da gereksiz bulmuştum. Hala da gereksiz buluyorum aslında. Sanırım insanlar Lost etkisiyle Yüzüklerin Efendisi havasını taşıyan bir dizi beklentisi içindeydiler. Yine de, Supernatural kısmında vurguladığım gibi, hiçbir karakterin güvende olmayışının, her karakterin hikayede önemli bir yer tutuşunun, şok edici sahnelerinin ve vesairelerin Game of Thrones'u yılın iyilerinden biri haline getirdiğini kabul ediyorum. Birçok unutulmaz sahnenin varlığı ayrı bir yazı konusu gerektiriyor. Sonbaharda bir şans daha verdim diziye sevdiğim karakterler Arya, Jon Snow, Daenerys Targaryen ve Tyrion Lannister'ın hatırına. İyi de yapmışım, yoksa ejderhaları uyandıran Danerys'in gerzek kardeşiyle ayı kocasının arasında giderek müthiş bir yerlere doğru giden hikayesini, Arya'nın sevimli dikbaşlılığını, o melul yüzlü Jon Snow'un varlığı bile her şeye isyan olan karakteriyle kuzeyde başlayan sessiz mücadelesini ve belki de sırf Game of Thrones'un değil, televizyon tarihinin en sağlam karakterlerinden biri olan Tyrion Lannister'ın gidişatını göremeyecektim. O sarı çiyanı hizaya getirecek kişi olabilir Tyrion ancak kitapları okumadığımı söylemem lazım bu noktada. 2. sezonda, ölen kral Baratheon'un kardeşi de girecek işin içine duyduğum kadarıyla. Mutlaka taraf tutmam gerekirse, ejderha kraliçesi Daenerys Targaryen'i tuttuğumu, (Targaryen'lerin geçmişinin karmaşık olaylara uzandığını duymamın etkisi de var tabii) ancak böyle bir dünyada bir kadının tahta geçmesinin imkansızlığının da farkında olduğumu belirtmem gerekir. Starkları sıkıcı ve muhafazakar bulurken, Lady Stark'ın yeri geldiğinde kocasından daha cesur ataklarda bulunuşu memnuniyetimi kazandı. Sansa'nın uyuzluğuna sinir olurken, son iki bölümde kıza resmen acıdım. O dönemin genç kızlarından beklenenleri yerine getiriyor yalnızca Sansa aslında. Tyrion dışındaki diğer Lannisterlar için ise küfürsüz bir yorum yapabilmem çok zor dostum.
Game of Thrones görselleri
9- Luther
6 sezonluk ilk sezonun ardından 4 sezonluk ikinci sezonla 2011'de yine kısa ve öz bir etki bırakan İngiliz dizilerinden biri olan Luther'ın ikinci sezonunu ilk sezonu kadar sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Sanırım artık polisiyelerden bıkmamın da bunda etkisi büyük. Bir polisiye olarak, gerek sistemdeki birçok çarpıklığa gönderme yapması, gerek şeytana pabucunu ters giydiren seri katilleri ve kötü adamları, gerek DCI Luther'ın BehzatÇvari tavırlarıyla Luther dizisi, son zamanların en iyi polisiyelerinden biri. Idris Elba'da bir James Bond havası da almadık değil. Ruth Wilson'ın femme fatale karakteri ve göründüğü her sahnede büyüleyici bir etki bırakmasına rağmen, senaristlerin Luther'la Alice arasında klişe bir ilişki süreci izletmemeleri de takdire şayan unsurlardan sayılabilir. Yine de, gönül isterdi ki, Alice şok edici olaylara imza atsın ya da Luther'a gizliden gizliye yardım etmeye devam etsin.
Luther görselleri
10- House
House'ın artık sona erdirilmesi gereken dizilerden biri olduğunu düşünüyorum çünkü çok uzamasının yanısıra, Cuddy'nin gidişi eski günleri aratıyor. 6 ve 7. sezonlarda Cuddy'i daha çok tanıyıp sevmiştik ve House-Cuddy ilişkisini de artık tükettiğimze göre, ya müthiş çarpıcı yenilikler yapmaları lazım dizide, ya da tadında bırakıp bitirmeleri lazım. House'ı hala izlememin sebebi, House'ın o meşhur kişiliğinin yol açtığı olaylar ve milletin davranışlarını irdeleyişiyle geçen eğlenceli psikolojik diyaloglar. Wilson faktörü bir de. 8.sezonun sadece ilk birkaç bölümünü izlesem de düşüncelerim bunlar. Hapishanede geçen sezon açılışı bölümünü süper bulmuştum. Sonrasında hastaneye dönüşüyle geçen olaylar ve değişen hastane düzenine ayak uydurma çabaları da yenilik açısından izlenesi kabul edilebilir fakat House'ın ekibini o denli itici buluyorum ve Cuddy'nin yokluğuyla birlikte bu iticilik o denli daha fazla batıyor ki gözüme, sağlam bir finalle bitirilmesini bekliyorum dizinin. Gerçi, söylediğim gibi, son 5-6 bölümü izlemedim bu yazıyı yazdığım an itibariyle ama lütfen Taub'u boğmama izin verin!
House görselleri
11- Fringe
Bilimkurgu kontenjanından favorim Fringe. Daha üst sıralarda da olabilirdi aslında ama 4. sezonun gidişatıyla ilgili karmaşık duygular içerisindeyim. 3.sezonun ikinci yarısını müthiş bulmuştum. Olayların bağlanışı, işlenen konular, fantastik ve bilimkurgu ucubeleri, paralel evrenle mücadeleler, Fauxlivia'nın yol açtığı tahribat derken hop oturup hop kalkmıştık. 4. sezonda ise, Olivia Dunham mesela Fauxlivia yüzünden geri planda kaldı ve hikayenin gidişatı dolayısıyla tutuk görünüyor. Paralel evrenle iç içe geçen bölümler bir yana, bazı bölümlerin bir bilimkurguya göre gayet sıkıcı geçtiğini de kabul etmeliyiz. İhtiyacımız olan şey, Fauxlivia ile bizim Olivia'nın beraber çalıştığı bölümdeki gibi, yer yer uygunsuz ve komik sahnelere yer veren bölümler, yoksa sırf Walter'ın garip istekleri yetmiyor izleyiciyi tebessüm ettirmeye. Walter Bishop'ı bir tanedir. Peter muamması nasıl bir sonuç verecek diye de merak ediyorum ama benim açımdan ilk zamanlarını aratıyor Fringe. Ben gideyim, Battlestar Galactica'ya başlayayım en iyisi.
Fringe görselleri
12- Gossip Girl
Gossip Girl gibi herkesin herkesle ilişki yaşadığı dizilerle alakam yoktur aslında. Suçlu zevkler kategorisinde benim için Gossip Girl ve sırf geyik olsun diye başlayıp sonra da bırakamadığım dizilerden biri haline gelmiştir. Ayrıca her bölümün bir moda defilesi gibi oluşu da çoğu kişinin diziyi hala izlemesinin başlıca sebeplerinden sayılabilir. Üstelik, diziyi istediğiniz kadar yüzeysel bulun, böyle bir diziden Dan Humphrey gibi bir karakter çıkabilmiştir. Blair-Dan diyalogları, en az Chuck-Blair ikilisi kadar ilgi çekiciydi. Gossip Girl'ün son iki sezonunu, ilk sezonlarındaki lise entrikalarından daha eğlenceli bulduğumu söylemek isterim bu noktada. Hiç değilse Serena, Dan, Blair, Chuck gibi karakterler kendi yaşamlarının gidişatını sorgulamaya başladılar. Prenses Blair'ın sonu nereye varacak diye çekirdek çitleye çitleye izliyoruz bakalım.
Gossip Girl görselleri (pek fazla olmasa da)
13- True Blood
Eric Northman'ın bu denli işlevsiz kaldığı bir sezona, 13. sıra çok bile. Sookie-Eric ilişkisini de tükettiğimize göre, artık daha eğlenceli ve heyecanlı bölümler izleyebilir miyiz? Bir kere Sookie'nin rüyaları çok sıkıcıydı. Cadılı 4. sezon da iyi başladı engizisyon göndermeleriyle ama giderek kabak tadı verdi. Vampir kralı ilan edilen Bill ilk başlarda yadırgatsa da, Eric'in çizilen karizmasının yanında, 4. sezonun karizma kontenjanını doldurdu. 4. sezonun en iyi yanı, Jessica-Jason yakınlaşmasıydı. Jessica ana karakter olsa keşke. Lafayette'e ve Pam'e oldu olan bir de. Üstüne üstlük, Alcide'nin kız arkadaş sorunsalı, vampir toplumuyla ilgili azınlıklara gönderme yapan fakat bu konuyu yeterince iyi işleyemeyen bölümler, Sam Merlotte'la kardeşi arasındaki kavgalar, Tara'nın her zamanki uyuzlukları, sırf zaman doldursun diye eklenmiş karakterler ve olaylar izlenimi vermekten öteye gidemediler. Suçlu zevkler, vampirler falan dediysek, bu kadarını da yemiyoruz.
True Blood görselleri
14- The Big Bang Theory
Nerd'lerin sosyal hayattaki yadırganacak davranışları üzerine kurulu bir komedi dizisi olan The Big Bang Theory, Wollowitz'le Sheldon'a kız arkadaş gelişiyle ilişki komedisi dizilerine döneli beri yokuş aşağı gitmeye başladı. Halbuki Sheldon-Penny diyalogları, bazingalar ve daha nice Sheldon esprileriydi diziyi sevdiren. Sheldon'ın ruh ikizi Amy Farah Fowler'ın Penny'le kanka olma çabaları olsun, abazan Wollowitz'in annesiyle bağrışmaları ve kız arkadaşıyla annesinin arasında kaldığı sahneler olsun giderek itici bir hale geldi dizi ve ilk iki sezonu mumla arattı. Raj da aslında komik bir karakter ve bazen esprileri cuk oturuyor ancak Hindistan ve kültür klişeleri de yetti artık. Bana da diziyi bırakmak düştü tabii.
The Big Bang Theory görselleri













7 yorum:
çok güzel bir yazı olmuş ellerinize sağlık
Eline saglik gercekten! Sherlock PBS'te Mayis'ta yayinlanacakmis ABD'de. Ingiltere gosterim tarihini aradim taradim ama bulamadim. Downton Abbey'nin ABD-Ingiltere yayinlanma tarihlerinden yola cikarak Ocak-Subat olacagini tahmin ediyorum.
Gossip Girl'u yemek yaparken izliyordum sonra baydim biraktim simdi gaza geldim sezonun kalanini bitireyim bari. Ve dedigin cok dogru Dan-Blair diyaloglari da en az Chuck-Blair kadar iyi. Beraber internluk yaptiklari bolumler guzeldi. Ama yine de Dan'e uyuz oluyorum =)
Downton Abbey'nin 2. sezonunu izlemedim hala. Simdi Christmas special bolumu geliyormus. O da yayinlansin toptan izlerim. Gerci ilk sezonu da biraz unuttum zaman gecince belki iki sezon birden maratonu yaparim.
Bi de sormadan gecmeyeyim. Baska 2011 yazilari gelecek mi? Gelmeli gelmeli =)
Sherlock favorim oldu bu sene. Downtown Abbey'i de izlemeyi çok istiyorum, tam benim tarzım lordlar ladyler :)
Her yıl yapıyorum yılsonu değerlendirmesi. Kitaplarla ilgili bir liste kesin yapacağım ama filmlerle ilgili nasıl bir şey yapacağıma karar vermedim. Çünkü malum 2011'in en iyilerinin bir kısmını ancak 2012'de izleyebiliyoruz. Yine eskisi gibi kendi izleyip beğendiklerime göre karışık bir liste yaparım herhalde :)
bu kadar diziyi nasıl takip edebiliyorsun Sera? filmler ve kitapları da dört gözle bekliyorum:)
Hepsi aynı zamanlarda yayınlanmadığı için kolay oluyor :)
Misfits de izle. :)
Yorum Gönder