Bulut Atlası, daha önce okuduğum hiçbir kitaba benzemiyordu. Olsa olsa, Calvino'nun, her biri yarım öyküleri "Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu"ya benzetebilirim. David Mitchell da, Bulut Atlası'ndaki öykülerinde, öykünün en can alıcı noktasında okurun suratına okkalı bir tokat atarmışçasına öyküyü yarım bırakıp bir sonraki öyküye geçiyor. Kitabın ikinci yarısında ise, (neyse ki) yarım kalan yerden devam ediyor öyküler. David Mitchell kitabını öyle kurgulamış ki, en baştaki Adam Ewing'in öyküsünün devamı, kitabın en sonuna tekabül ediyor. Aynı şekilde,onun ardından gelen besteci Robert Frobisher'ın akıbeti de, kitabın sondan ikinci sırasında yerini buluyor. Kitabı ilk olarak tumblr'da keşfedip, ufak bir araştırmayla bazı okurların "hile yaparak", her öyküyü kendi sırasına göre, ardından gelen öyküye geçmeden okuduklarını ve bu şekilde kitaptan daha bile fazla keyif aldıklarını öğrenince şaşırmadım bu yüzden. Kitabı ileride tekrar okumak istersem, ben de aynısını yapar, Luisa Rey'in araba kazasını pat diye ortada kesen yazara aldırmaz, ileri sayfalarda yer alan öykünün devamına geçiş yaparım.
Halihazırda Tom Tykwer ile Wachowski Biraderlerin filmini çektiği Cloud Atlas/Bulut Atlası'nın sinema uyarlaması umarım hayal kırıklığı yaratmaz. Kadroda, Frobisher rolünde tam isabet Ben Whishaw, kıyamet sonrası öykünün önemli karakterlerinden biri olan Meronym rolünde Halle Berry, hangi karakteri canlandırdıkları açıklanmayan Hugo Weaving, Jim Sturgess, Susan Sarandon gibi isimler var. Luisa Rey karakterinin Natalie Portman'a verildiği söyleniyordu bir aralar ancak birçok sinema kaynaklı sitede adı hala görünmüyor. Sinema uyarlamasıyla ilgili tek söylenen, her oyuncuyu değişik karakterlerde göreceğimizdi. Her karakterin filmde yer alıp almayacağı da kesin değil sinema uyarlaması Nolan'ın Batman serüveninden bile daha fazla gizlilikle yürütüldüğünden dolayı.
Siyah Kuğu Parkı, İngilizler'in Çavdar Tarlası'nda Çocuklar'ı diye de anılıyor ve hiç de isabetsiz bir yorum değil. 13 yaşındaki Pepeme (kekeme değil hayır) Jason Taylor'ın gözünden eğlenceli ve zaman zaman bana resmen kahkahalar attıran bir dille anlatılıyor olaylar. "Komik ve eğlenceli" olduğu söylenen çoğu kitabın aksine, Siyah Kuğu Parkı'nda David Mitchell, edebi üslubundan ödün vermeden eğlendiriyor okuru. Jason'ın sürekli tartışan anne ve babası, okul zorbalarıyla mücadelesi (malum pepeme olduğundan zorbaların hedefi olmakta gecikmiyor), bir türlü başlayamayan aşk hayatı, herkeslerden sakladığı şiirleri, çocukça korkuları ve maceraları kitap hiç bitmesin dedirtiyor, aynı Salinger'ın romanı gibi ileride tekrar okunma ihtimali yüksek kitaplar arasında üst sıralardaki yerini alıyor. Jason Taylor'ı, en sevdiğim kitap karakterleri listesine ekledim gitti. 80'li yılların Thatcher'lı muhafazakar İngilteresi'nde geçiyor olaylar. 80'ler müziklerinin de bolca adı geçiyor haliyle.
Jason Taylor'ın bir yılını anlatan Siyah Kuğu Parkı'nın en enteresan anlarından biri de, Bulut Atlası'nda yer alan karakterlerden birinin sürpriz bir şekilde arz-ı endam edişiydi. David Mitchell, karakterlerini sonraki kitaplarında da bir şekilde kullanarak okura tebessüm ettirmekten ve kendi edebi oyunlarını oynamaktan hoşlanıyor. Hayalet Yazılar adlı romanında da örneğin, Hayalet Yazılar ilk romanı olmasına rağmen, orada bir nevi "figüran" olarak yer alan karakterlerinden birini, Bulut Atlası'nın önemli karakterlerinden birine dönüştürmüştü. Hayalet Yazılar da, tıpkı Bulut Atlası gibi çok sayıda öyküyü içeriyor ve yazarın sonraki kitapları hakkında ipucu veriyor fakat diğerleri kadar sevemedim Hayalet Yazılar'daki öyküleri. En çok aklımda kalan öykü, Çinli kadının öyküsüydü.
David Mitchell'ın 9.Rüya adlı romanı maalesef tükenmiş ve yeni baskısı yok. 2010 tarihli son romanı, The Thousand Autumns of Jacob de Zoet'in de yakın zamanda Türkçe'ye kazandırılmasını bekliyoruz.

8 yorum:
Sayenizde yeni bir yazar leşfettim. İlk fırsatta alıp okuyacağım. Çok teşekkürler.
Benim içiçn 2011 için yazar leşfi ise, Carlos Ruiz Zafon oldu. Kitapçıda amaçsızca dolaşırken buldum ve üç kitabını satın aldım. Kİtapları ilk sayfada okuru içine alıyor ve bitirmeden bırakamıyorusunuz. Böyle bir düş dünyası. "The Shodow of the Wind" ismi ile ingilizce çevirisinden okuduğum kitabını kesinlikle tavsiye derim.okumadıysanız tabi eğer.
İyi seneler.
Zafon'un romanı en sevdiğim kitaplardan biridir. Rüzgarın Gölgesi'ni de ilk olarak İngilizce çevirisinden okumuştum. Kitabın orijinali aslında İspanyolca fakat hakkında bir şey bilmeden okumaya başlayıp mest olmuştum İngilizce çevirisini de. Onunla ilgili de bir yazı yazmıştım. Arşivde ya da kitap etiketinde arayıp bulabilirsiniz. Mitchell da her kitapseverin deneyip okuması gereken yazarlardan. Umarım beğenirsiniz.
Özellikle siyah kuğu parkını okumak istedim.
benim bu yılki keşfim Alper Canıgüz oldu.
Bol kitaplı, bol postlu mutlu seneler diliyorum.
sevgiler
=)
Alper Canıgüz okumadım henüz. Ben de bol kitaplı, bol okumalı, mutlu yıllar dilerim :)
Bulut Atlası'nı aldım ama okumak 2012'ye kaldı. Benim 2011 yılında en keyif aldığım yazar Nicholas Christoher oldu.
Franklin Flyer'ı çok sevmiştim ben de ama Yıldızlara Yolculuk tükenmiş maalesef :(
Tom Tykwer'ın sinema dilini Sera'nın da yazı dilini seven, ayrıca Sera'nın referanslarına çok güvenen biri olarak filmin tadı şimdiden aklıma bulaştı, iyi de oldu:)) Bu arada yeni yılın kutlu olsun.
Haha sağol. Senin de kutlu olsun :)
Yorum Gönder