Pazartesi, Ocak 02, 2012

2011: Filmler

2011'in sinema açısından kısır bir yıl olduğunda mutabık mıyız? Yılın en iyi filmlerinden bazıları da, her zamanki gibi bir sonraki yıla sarktı.
Tinker Tailor Soldier Spy özellikle merak ettiğim bir film ve doğrudan 2012 filmleri arasında değerlendireceğim diyordum ki tam, yurtdışında da zaten henüz birçok yerde gösterime girmediğini öğrendim. Halihazırda hala izleyemediğimden listeye ekleyemediğim filmler ise; Hugo, The Artist, Melancholia (Trier kara listemde ve Breaking The Waves'le başlayıp bitmişti benim için ama Melancholia ilgimi çektiğinden önyargılarıma yenik düşmeyip izlemeyi düşünüyorum), We Need to Talk About Kevin (Tilda'yı sevmem ama bu filmi izleyelim bakalım), My Week with Marilyn (pek abartılacak bir filme benzemiyor ya, Marilyn'i nasıl ele almışlar, Michelle Williams nasıl oynamış vs.), 50/50 (Joseph'ım Gordon'ım Levitt'imin bu yılki bağımsız filmi), The Guard (Brendan Gleeson iyidir. Bkz: In Bruges), The Girl with the Dragon Tattoo (2012 sayılır bu da aslında.Yeniden çevrimlere karşıyım genelde ama Fincher ana karakteri Lisbeth Salander gibi nev-i şahsına münhasır bir kadın olan bir roman uyarlamasını nasıl çekmiş merak ettiğimden), Sherlock Holmes 2 (eğlenmek istiyorum yahu, hem Noomi Rapace var) ve Shame (Fassbender.Nokta.).


1- Bir Ayrılık
Sanırsınız Dostoyevski ile Shakespeare hortlayıp beraber bu filmi çekmişler. İran yapımı bu psikolojik dram her anıyla sarsıyor, izleyenin ağzını bir karış açık bırakıyor, birçok kesime de sinema dersi veriyor. Özellikle, suya sabuna dokunmaktan korkan ve güvenli sanat sineması sularında yüzmeyi tercih eden ülkemiz sinemacılarının izleyip ders alması gerekli bu filmi. Demek ki, hepsi bir arada yapılabiliyormuş. Duygu sömürüsü olmaksızın dram çekebilmek de zor azizim. Bir boşanma ve hırsızlık öyküsü bir toplumun nasıl aynası olur, izleyin görün. İran sinemasına daha fazla eğilmeliyim, evet.

2- Bir Zamanlar Anadolu'da
Nicedir Nuri Bilge Ceylan'ın toplumsal yönü güçlü bir film çekmesini bekliyordum. İstediğim gerçekleşti nihayet. Yine Dostoyevski etkisinden bahsedeceğim. İnsanlığın ve toplumun kirli yüzündeki söylenemeyenlerin vurgulandığı anlar, o doktor ve o sarsıcı final. Yılın en iyi Türk filmi yaftasını yapıştırmakta çekinmezdim, eğer 2011'de bir elin parmakları kadar bile Türk filmi izlemiş olsaydım.

3- Midnight In Paris
Woody Allen'dan artık pek de matah bir şey beklemeyip son derece önyargılı bir şekilde filme başlayarak Vicky Christina Barcelona 2 de denilebilecek bir turistik Paris gezisi eşliğinde romans beklerken, modern ve yapay dünyadaki insanın yalnızlığını işleyen, çeşitli nostaljik tatlar barındırırken nostaljiyi de sorgulayan, enteresan oyuncu kadrosuyla beni benden alan bir film çıktı karşıma. 2011'in en hoş filmi.

4- Incendies (İçimdeki Yangın)

İlk iki sıradakine benzer bir dramatik etkisi vardı Incendies/İçimdeki Yangın'ın. En İyi Yabancı Film Oscar'ını bu film almalıydı bana kalırsa. Aslında o şok edici finali olmasa, keskin gerçekçiliği daha da katmerleşip hissedilebilirmiş. İzlediklerimizin yalnızca bir film olduğu ancak son sahnelerde dank ediyor kafamıza. Kurgusu ve sinematografisi kadar Radiohead şarkıları da cuk oturuyordu.

5- X-Men: First Class

Mutantlarla ne işim olabilirdi ki Fassbender olmasa, açık konuşalım lütfen. Wolverine falan da hiç benlik değildi. Sonuçta fragmanından sağlam bir film izleyeceğime dair bir izlenim edinmesem kimse için uğraşıp izlemezdim bu her şeyin öncesini anlatan filmi. X-Men:First Class tartışmasız yılın en iyi gişe filmi çıktı. 2. Dünya Savaşı'na uzanıp yapılan seçimler çerçevesinde bir film çekmekle tam onikiden vuruyor Matthew Vaughn. O değil de, Fassbender'la James McAvoy arasındaki "müthiş kimya" sayısız kaçınılmaz yoruma ve görsel içeriğe konu oldu ve olmaya da devam ediyor.

6- Madeo
O anne ve o çocuk. Güney Kore yapımı bir kere, elbette ilk 10'da yerini bulacaktı.

7- Submarine
Yılın çok güzel anlara ve müziklere sahip İngiliz cevherini arıyorsanız, doğru yere geldiniz. Şurada daha ayrıntılı bir yazım var. Craig Roberts Alex Turner'ın kardeşi olsa, bu denli benzemezdi allasen.

8- Never Let Me Go

Klonların hüzün dolu öyküsü mü dediniz? Hemen geliyorum. Çocuk karakterler ünlü oyuncuların hatırına filmde daha az yer almasalardı, daha da çok severdim filmi ve konusunu.

9- L'Illusioniste (Sihirbaz)
Belleville'de Randevu'nun yaratıcısı Sylvain Chomet'den bu denli hüzünlü bir animasyon beklemiyordum. Yitirilen değerler ve yalnızlık üzerine, şahane çizimlerle dolu bir şiir Sihirbaz. Pek güzel soundtracki de cabası.

10- Arrietty (Aşırıcılar)
Yitirilenler bir daha geri gelmez nankör insanlık! Ghibli animasyonu dersiniz de izlemez miyiz, bağrımıza basmaz mıyız... O küçük insanları ben çocukluğumdan bir yerden hatırlıyorum sanki. Zaman zaman karşıma çıkar, bayramlarda topladığım şekerlerle çikolatalara ortak olurlardı.

11- Tambien la Lluvia (Yağmuru Bile)

Bununla ilgili de bir yazım vardı. Sömürü insanlığın genlerinde var, özellikle batılıların. Gael, sen hep böyle filmlerde oynasan ya?

12- Winter's Bone
Güney gotiğinin tekinsiz romanları gibi bir film. Bakalım Debra Granik Hollywood klişelerine yenik düşmeyip bağımsız çizgisinde ilerlemeyi sürdürebilecek mi.

13- La Gamin Au Velo (Bisikletli Çocuk)
Kıstırılmış Çocuklar adlı yazımda son izlediklerimden bir derleme yapmıştım ve aslında bu filmden yola çıkıp yazmıştım o yazıyı. Sonrasında ya dalgınlığıma, ya yoğunluğuma gelmiş, yazıya Dardenne'lerin filmini eklemeyi unutmuşum. Dardenne'leri takdir etmemin en önemli nedenleri, dramatik bir öyküyü ele alırken bir yandan duygu sömürüsüne yüz vermeyen mesafeli bir tavır takınıp, bir yandan da insanlıklarından ödün vermeyerek, yaşananlara yalnızca seyirci ve yönetmen kalmadıklarını vurgulayarak film çekmeleri. O ince çizgiyi çok iyi ayarlıyorlar.

14- The King's Speech
2010 filmleri arasında da geçiyor, 2011 filmleri arasında da. Ben 2011'in Şubat ayında izlemişim. İngiliz kraliyet ailesi mensuplarına ait filmlerden gına gelmişti esasında. Bu filmi en çok sevdiren ise, Colin Firth'le Geoffrey Rush'ın müthiş oyunculuklarıydı. Hiç de beklediğim gibi şaşaalı bir film olmaması da artılarındandı.

15- The Help
Irkçılık hikayesinin yanında, 60'ların devrim zamanlarından önceki konformizmini Mad Men'i andıran bir biçimde aktardığı, kadınların kıstırılmış dünyasını ve o plastik ortamlarla plastik yüzleri gerektiği gibi ele aldığı için ilgimi çekti bu roman uyarlaması fakat romanın filmden daha sürükleyici ve komik olduğunu da eklemeliyim. Yer yer klişeye meyletse bile, bir kadın filmi çekeceklerse böyle olsun diye düşünmeden edemedim. Filmin gerçeği tam olarak yansıtmadığını, tam aksine ırkçı olduğunu ve sırf ödül avcısı olsun diye jet hızıyla filme çekildiğini düşünenlerin sayısı da hatırı sayılır kadar çok Amerikalı sinema ve kitap bloglarından gördüğüm kadarıyla. Amerikan tarihiyle haşır neşir olmadığımdan bu konuda bir şey diyemeyeceğim ama sessiz devrim hikayesi güzeldi. O hiç kimselere benzemeyen ve hiç kimseye yaranamayan Skeetercığım için bile listeye girerdi film zaten. Viola Davis'e Oscar vermezseniz de namertsiniz ayrıca.

16- Cirkus Columbia

Balkan öyküleri genelde hayal kırıklığı yaratmıyorlar. Bir ara bilahare yazarım belki.

17- Harry Potter and The Deathly Hallows Part 2

Birkaç hazırcı ve tipik sahne dışında, büyücülerin savaşını görkemli bir biçimde sinemaya aktarışı ve Snape'le ilgili sahneleriyle memnun kaldım son Harry Potter filminden. Part 1 en güzeliydi pek tabii ki ama son filme de kötü demek haksızlık olur bence çünkü son kitabın ikinci yarısı, daha çok karakterlerin iç çatışmalarını yansıtan ilk bölümün aksine, büyük ölçüde Hogwarts Savaşı'na, hortkulukların yok edilişine, Harry-Voldemort mücadelesine ve Snape meselesine yer veriyordu ve bu kısımların da hakkıyla sinemaya yansıtıldığını söyleyebiliriz. Molly Weasley ile McGonagall'ı savaşırken görmek de, evlere şenlikti. Alan Rickman'ın ödüllerde adının geçmesi için daha ne yapması lazım acaba? Sırf Harry Potter filmi diye kulis yapmaya gerek görmüyorlar ya, saydırıyorum buradan bir sürü.

18- The Skin I Live In
Almodovar gerilim filmi çekince sonuna kadar aval aval izliyorsun. Yine de ben duygusal yönü güçlü filmlerini tercih ederim.


19- Tomboy
Erkek fatmanın mütevazı öyküsü.

20- Another Earth
Sevmediğim birkaç nokta hariç, sandığımdan daha çok etkilenmişim.

Başka Neleri Sevmişim:

Red
Temple Grandin
Nowhere Boy
Micmacs
127 Hours
Toy Story 3
The Tree
Memories of Murder
A Moment to Remember
The Man from Nowhere
The Ghost Writer
Casino Royale
The Painted Veil
Candy
In a Better World
Porco Rosso
The Grave of the Fireflies
Cat Returns
Flipped
Harold and Maude
Metropolis
Steamboat Bill Jr
Sherlock Jr
The General
Our Hospitality
The Gold Rush
Sunrise:A Song of Two Humans
Laura
Blue Angel
Hesher
Road to Perdition
The Whistleblower
The Return
Boy
Biutiful
La Finestra Di Fronte
A Brand New Day
Sin Nombre
Wings of the Dove
Stalker
Freaks
Small Change
Silent Wedding
Death at a Funeral
Red Like The Sky
Au Revoir Les Enfants
Tangled
Beyond
Les Amants Du Pont-Neuf
L'Enfant


2010 Sinema Güncesi

8 yorum:

pelinpembesi dedi ki...

dün kızımla netten aşırıcılar'ı seyredelim dedik .ilk bölümü seyrettikten sonra 2.bölümü açamadık ve üzüldük :( filmlere link vermen çok iyi..

Barakuda dedi ki...

sık kullanılanlara eklenesi bir liste olmuş..

Sera dedi ki...

Buket: Tüh açılsaymış keşke :( Başka bir kopyasını bulursunuz artık :)

Barakuda: Kişisel bir liste ama işine yaradığına ve beğendiğine sevindim :)

efe dedi ki...

pii xmen ne öle :)

midnight in paris çok nitelikli bir film olmasa bile beni çok fazla etkiledi. bağlandım, tekrar tekrar izledim.

ben de şunları ekliyim
Mikrofon
Gelecek Uzun Sürer
Bizim Büyük Çaresizliğimiz
İçimdeki Katil
Torino Atı
Ha ha ha
Ekumenopolis

Sera dedi ki...

X-Men deyip geçenler kervanına hoş geldin :D
Saydıklarını izlemedim, listeme ekledim.

Barakuda dedi ki...

torino atı'nı ben de tavsiye ediyorum valla okuyunca hatırladım..

Sera dedi ki...

O senin nefretliklerinin listesindeydi sanki :D

efe dedi ki...

torino atının izlemesi çok zor ama işin sırrı orada baştan diyim