Pazartesi, Ağustos 01, 2022

Temmuz 2022'de Okuduğum Kitaplar

Yazın en sıcak aylarından temmuzda nispeten daha az kitap okuyabildim. 5,5 kitap. Buçuklu sayılır çünkü Kenzaburo Oe'nin Sessiz Çığlık'ını yarım bıraktım. Ne anlatıcının psikolojisini, ne kasabaya dönüşüyle paralellikler içeren geçmişe dönük hikayesini, ne de çocuğu ve eşine dair iç çatışmalarını umursayabildim. Belki de yanlış zamandı bu romanı okumak için zira Kişisel Bir Sorun adlı romanını gayet iyi bulmuştum. Bu kez üslubu kasıntı geldi. 

Bu ay en çok sevdiğim kitaplardan biri Min Jin Lee'nin Paçinko romanı. Müthiş bir aile sagası. Koreli bir ailenin Japonya'ya göçüşü, 4 kuşaktan karakterlerin yaşadıkları dönemle çok iyi irdelenen öyküleri, hayat kaygıları, maceraları, yaşadıkları kırılma anlarının inandırıcı bir düzlemde ilerleyişi, kadınlara bakış açısıyla kadınların toplumdaki yerlerinin sorgulanışı, imkansızlıklar içinde kendi çözümlerini yaratan kadınlar, 20.yüzyıla Korelilerin bakış açısı, günümüzde de pek değişmeyen göçmenlere tavırları irdeleyişi romanın öne çıkan temaları. Yazar çarpıcı felsefi çıkarımlar ya da müthiş edebi denemeler yapmıyor ama çok iyi bir hikaye anlatıcısı olduğunu kanıtlıyor Paçinko'yla. Elimden bırakamadım desem yeridir. Finali biraz daha etkileyici bekliyordum ama Apple TV uyarlaması dizisinin de yeterince etkileyici çıkacağından eminim. İzlenecekler listeme aldım bile. 

Ayın polisiyesi Donna Leon'un Komiser Brunetti serisinin ilk romanı Operada Cinayet. 90'larda Venedik'te geçen olaylar şahane bir atmosfer katmış romana. Cinayet soruşturması diyaloglarla, minimum ipucundan yola çıkan Brunetti ve ekibinin detaylara odaklanmasıyla ilerliyor. Aslında cinayet hikayesinden çok Brunetti'nin keyfekeder karakterini, tavırlarını, karısına olan davranışlarını sevdim. Karısı Paola da bir o kadar keyifçi ve zeki; bir kadın yazarın elinden çıktığından olsa gerek, Paola dırdırcı eş imajı çizmiyor serinin bu ilk romanı itibarıyla. Atışmaları da evlere şenlik anlar vaat ediyor. Final tartışmalı sayılır. Kişisel adalete dair bir sonuç çıkıyor. Serinin ikinci kitabını da alışveriş ve okuma listeme ekledim.

Bob Odenkirk bu anı kitabı Komedi Komedi Komedi Dram'da kariyerindeki reddediliş, başarısızlık ve çuvallama hikayelerini büyük bir açık yüreklilikle ve alaycı bir dille anlatıyor. Komedi, oyunculuk ve şov dünyasıyla ilgili uzunca bir röportaj okumuş gibiyim. En sevdiğim kısımlar elbette finalde, Breaking Bad, Better Call Saul ve son dönemde yer aldığı diğer projelerle ilgili anıları (Nobody, Little Women, Undone vs.) Kitapta Bob Odenkirk’ün kişisel yaşamı geri planda. Daha çok mesleki anılarını okuyoruz. Pek hakim olmadığımız Amerikan televizyonlarının perde arkasındaki dünyayla neden ilgilenelim diyecek olursanız, gayet eğlenceli, kıvrak ve akıcı bir dille okuru enteresan bir yolculuğa çıkardığını söyleyebilirim Bob Odenkirk'ün. Sevgili Elif Nihan Akbaş'ın çevirisi de kitabı keyifle okumamızı sağlayan en önemli etkenlerden biri.

Eric Ambler’ın İstanbul’da geçen macera romanı Gün Işığı’nın rüküş bir oryantalist bakış açısının olmaması artı puan. Dönemin İstanbul tasvirleri gerçekçi. Mizahi yanlarıyla biraz casusluk komedilerini çağrıştırdığı için de eğlendiriyor. Siyasi polisiyelerle ve casusluk hikayeleriyle dalga geçen bir anlatısı var. Anlatıcıyla diğer karakterler çok düz gelmese daha çok keyif alırdım ama o kesin. Kitabın "kötü adamlarını" biraz sıkıcı buldum. Anlatıcı Arthur'un sudan çıkma ak kaşık olmaması hoşuma gitti fakat biraz daha derinleşebilirdi geçmişe yönelik yatılı okul ve Mısır hikayeleri. Günümüze göre biraz mizojinist ve homofobik olduğunu da düşünüyorum. Jules Dassin'ın Peter Ustinov'lu sinema uyarlaması romanın üstüne iyi gider.

Kaplan Adam ayın son favorisi. Beklentilerimi büyük ölçüde karşıladığı için sevinçliyim. Büyülü gerçekçilikle döngüsel ilerleyen kurguyu iyi kullanmış yazar. Tıpkı Kırmızı Pazartesi’de olduğu gibi sonunu başından bilsek de sayfalar ilerledikçe şaşırmaya devam ediyoruz. Son cümlede bile tüyleri diken diken ediyor. Okuyan arkadaşlarımın bir kısmı gibi bana da sıkça Marquez’i hatırlattı Kaplan Adam. Aile hikayesi, aile içi şiddet, eril tahakküm, hayal kırıklıkları, küskünlükler ve kadınlara reva görülen hayat Eka Kurniawan’ın kendi üslubunca eleştirdiği temalar. En çok da şiddeti sorguluyor. Kaplan’ın dişi olması düşündürücü. Arka plandaki atmosferin capcanlı olmasını da ayrıca sevdim.

Sizin favorileriniz ve hayal kırıklıklarınız hangileri bu ay?


4 yorum:

MINDMILLS dedi ki...

Merhaba. Elinize sağlık. Okuduklarınızdan Kaplan Adam radarımdaydı, listemde öne çekeceğim.
Benim Temmuz'daki favori okumam Merce Rodoreda'dan Ölüm ve Bahar'dı. Büyülü (kara) gerçekçilik seviyorsanız tavsiye ederim. Ağır bir içerik olduğunu söyleyeyim yalnız. Kara şiir mi desem kara masal mı bilmiyorum, ama harikaydı
Hayalkırıklığım ise benzer minvalde tam Rodoreda üstüne okuduğum Latife Tekin'in Zamansız'ı oldu. Deneyselliği, çoklu anlatısı, uçuş uçuşluğunu görüp takdir etmekle birlikte bana fazla kopuk ve gevşek geldi. Naçizane.
Sevgiler..

Sera dedi ki...

@MINDMILLS: Ölüm ve Bahar'ı duydum geçenlerde ama alıp okumaya çekindim ben de aynı nedenden dolayı. Araştıracağım. Latife Tekin bir türlü ısınamadığım yazarlardan. Deneysellik kopukluğa yol açabiliyor bazen. Okuyacağımı sanmıyorum o kitabını. Kaplan Adam'ı beğenmeniz dileğiyle. Sevgiler.

buraneros dedi ki...

Okumadıysan Anna Burns'ün Sütçü'süne bir göz atmanı öneririm, seversin diye düşünmekteyim:)

Sera dedi ki...

@buraneros: Sütçü'yü okumuştum geçen yıl. Epey yorucu ve kasvetli ama güçlü bir roman.