Genel olarak sakin ve olaysız görünen Tolkien'in yaşam öyküsünü eserlerinin yazılış ve yayınlanış süreciyle birlikte anlatan, düz bir seyir izleyen bir biyografi.
Tolkien'in yaşamının çocukluk ve ergenlik yıllarının sonraki döneminden daha fırtınalı geçtiği biliniyor. Edith Tolkien'le tanışma, mektuplaşma ve evliliğe doğru ilerleme öyküsünün dışında, Yüzük Kardeşliği'ne de ilham veren yakın arkadaş grubuyla ilişkileri, Oxford'da yükselişi, 1.Dünya Savaşının sekteye uğrattıkları ve yol açtığı acılar, dillere olan sevgisi konu ediliyor. Yazmak, öğretmek ve geleneksel evliliğiyle geçen yaşamının geri kalan kısımları kitapta belli detaylarla yer tutuyor sadece. Tolkien'in mesafeli kişiliği iç dünyasına belli ölçülerde girebilmeye mahal vermiş.
Çok seyahat etmemiş ve genelde sakin bir hayat sürmüş bir insanın düşsel dünyalar yaratma, birçok insanda empati uyandırma ve kişisel anlatı serüvenlerinde iz bırakma kapasitesini şaşkınlıkla okurken, dehanın büyük bir kısmının sıkı çalışma, özveri ve emek olduğunu görüyoruz. Kitabın en sevdiğim kısımları Tolkien'in dil öğrenmekle geçen bölümleri ve elbette Yüzüklerin Efendisi'nin ortaya çıkış hikayesi. Bu kadar mükemmelci ve kılı kırk yaran bir insanın Silmarillion'ı neden tamamlayamadığını da daha iyi görüyoruz okurken.
Biyografide beni üzen kısımlar, Tolkien'in eşini arkadaşlık ve edebiyat ortamından ayrı olarak sadece geleneksel bir rolde görmesi ve Edith'in de kendini o dünyada yabancı hissetmesiydi.
Humphrey Carpenter'ın biyografisinden çok bilinmeyen gerçekler ve kendine özgü bir anlatı bekleyenler kitapta aradıklarını bulamayabilirler. Yazarı ve yapıtlarını sevenlerin büyük ölçüde tebessümle okuyabileceği bir kitap. Gandalf, Sam Gamgee, Shelob, Çıkın Çıkmazı ve Earendel'in kökenleri ne zaman aklıma gelse mutlu olacağım şahsen.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder