Clarice Lispector’ın Karanlıktaki
Elma romanında yazdıkları büyük filozoflarla karşılaştırılabilir ancak. Olayları
geri planda olan, karakterlerin, özellikle de Martim’in zihninde geçen bir var
oluş yolculuğu diye özetlenebilir kısaca; fakat özetlemeye çalışmak da, uzun
uzadıya inceleme yazmaya çalışmak da yeterince hakkını vermeyecektir bu büyük
içsel yolculuğun.
Bir suç işlediği ima edilen
Martim kaçış yolculuğunda kendini Vitoria ve Ermelinda’nın çiftliğinde bulur.
Burada çalışmakla geçen günlerinde iki kadınla adı konmamış ilişkileri,
çekişmeleri ve aralarındaki çekimlerde aslolan Martim’in kendini gerçekleştirmesi,
kendini sevmeyi öğrenmesi, kendini sevmeyi öğrenirken başka insanları da sevip
başkalarının alanına saygı duymaya başlaması, yaşamın deneyimlerle
şekillendiğini, umudun verdiği huzursuzlukla beklentiyi irdelemesidir. Her
bireyin iç dünyasının biricikliğine hep dikkat çekmiş olan Clarice Lispector bu
romanında da bunu en derinden yapıyor.
Bir olaylar silsilesine sahip
olmayan düşünsel bir anlatı olarak okunduğunda kişinin kendinden daha çok şey
bulabileceği bir kitap Karanlıktaki Elma. Vitoria’nın kendi iç çekişlerini
dinleyen Martim’in anlamsızlıkla empati arasında gidip gelerek Vitoria’yı
dinlemesi, Ermelinda’nın hayalle gerçek arasındaki sıkışmışlığına dudak
bükmekle burukluk arasında tepkiler vermesi şaşırtıcı değil. Efendiyle işçi
ilişkisine de yer verirken kişisel olandan evrensele ulaşmanın Clarice Lispector
versiyonu elimizdeki kitap. Yaşama anlam verme çabamızın, tek gerçeğimizin
şimdiki an ve deneyimler olmasının, korkularımızla yüzleşmeye cesaret
edebilmemizin romanı. “Roman” diyorum ama roman türünde anılmaya yetmeyecek
özel bir metin var karşımızda.
Martim’in işlediği söylenen suç da romanın odak noktası değil. Suçun işlenip işlenmediği kitabın sonlarında ortaya çıkıyor. O noktaya varana kadar çoğumuz için bunun bir önemi kalmıyor. Çok büyük manaya varmaktan da, anlamsızlığı savunmaktan da kaçınıyor bence Lispector. Martim’in içsel mücadelesi hepimizin mücadelesi bir yandan da. Kendini gerçekleştirmek denen zirveye bilinç akışıyla varmaya çalışıyor. Somut olaylardan ziyade soyut kabul edilebilecek bir metin. Lispector bir yandan da, çiftliği, yolları, çevreyi ve karakterlerin günlük yaşamlarını ahenkle betimlemeyi ihmal etmiyor. Tamamen soyut denemeyecek bir metin bir yandan da.
Odaklanma gerektiren, bu odaklanmayı da en çok hak eden metinlerden biri Karanlıktaki Elma. Clarice Lispector’ın büyük filozoflarla ve varoluş felsefesinin önemli isimleriyle adının anılması gereken biri olduğunu düşünüyorum bu nedenlerden dolayı. Okurlar olarak her cümleyi ve her düşünsel meseli içselleştiremeyebiliriz. Öte yandan, içsel dünyamızı tüm zorluğuna karşın dille aktarmaya çalışması büyük nimet. Tüm ruhunu, varlığının tüm zerresini ortaya koymuşçasına yazmış Clarice Lispector (her zamanki gibi). Bu 420 sayfalık, çok da özenle çevrilmiş romanında bunu yine hissediyor, yeteneğine şapka çıkarıyorum şahsen.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder