Dostoyevski okumakla geçen günlerim, baş ağrısı, göz yorgunluğu ve ruh tükenmesiyle sona ererken sahaflara uğramam sonucu yeni kitaplar yerleşti yine evime. Ezilenler'le Delikanlı'yı okuduktan sonra, özellikle Delikanlı'dan sonra yukarıda yazdığım etkiler bünyemde baş gösterdi. Ezilenler'i ortaokulda okuduğumu hatırlıyorum ama içeriğiyle ilgili pek bir şey hatırlamadığımı ve Dostoyevski'ye dönmek için can attığımı fark edince aldım elime ve kolay kolay bırakamadım. Dostoyevski'nin temalarından, insan ruhunu sarsıp silkelemesinden, hayran olunası karakter yaratımından uzun uzadıya bahsedecek değilim. Ustanın benim sıradan kelimelerime ihtiyacının olmadığı açık. Şimdilik Ezilenler'in, ya da Ezilmişler ve Aşağılananlar demeli asıl, Suç ve Ceza ile birlikte benim için en kıymetli Dostoyevski romanlarından biri olduğunu söylemem yeterli. Delikanlı'ya gelince, şu ana dek okuduğum en kılı kırk yaran roman olduğunu söyleyim. Okuması cesaret istiyor ve okura meydan okuyor tıpkı Karamazov Kardeşler'in doludizgin anlatımı gibi. Doludizgin insan psikolojisi ve doludizgin entrika romanın anlatıcısı Delikanlı'nın bakış açısıyla yer alıyor romanda. Korkulacak yazarlardan biri Dostoyevski ve bunu üslup açısından söylemediğimi Dostoyevski tutkunları fark edecektir sanıyorum. "Hesaplaş bakalım kendinle sıkıysa, sonucu görünce katlanabilecek misin?"Tükenmiş bir okur hissiyatıyla Yeraltından Notlar'ı da ikinci kez okumak için elime aldığında, artık bu kadar hesaplaşmanın şimdilik bana yeteceğine karar verdim ve ikinci okumamı daha sonraya bıraktım böylece. Pek hoş bulduğum Jane Austen romanı Persuasion ile hiç hoş bulmadığım Mansfield Park dışında diğer Austen kitaplarını okumamıştım ve bahar aylarının bol çiçekli havasında Gurur ve Önyargı (Pride and Prejudice) ile Akıl ve Tutku'yu (Sense and Sensibility) okumanın en azından rahatlatıcı bir deneyim olacağını düşündüm. Olay örgüsü açısından Jane Austen'a ya da romantik üsluplu diğer yazarlara bayılmadığımı beni tanıyanlar bilirler. Favori kitaplarımdan bazıları 1984, Büyücü vs.dir, gerisini siz düşünün. Yine de zekice diyaloglarla eski dönem kadınlarının ruh halleri üzerine bir şeyler okumak için Jane Austen'ın biçilmiş kaftan olduğunu kabul ediyorum. Ang Lee'nin Sense and Sensibility filmini de sevmiştim üstelik, bakacağız. Jane Austen'sız yapamayanları da, yazarı sırf kadın yazar olduğu ve romantizm odaklı kitaplar yazdığı için aşağılayanları da garipsediğimi ve bu iki uçtaki görüşü de hiç hoş karşılamadığımı belirteyim. Yine de tuhaf bir geçiş olacak gerçekten Dostoyevski'den Jane Austen'a...
En üstteki resimde sahaf alışverişimin sonuçlarını, Yevgeni Zamyatin'in de içinde olduğu resimde ise ideefix'in 5'i 1 Yerde indirimi sonucu aldıklarımı görebilirsiniz. Kundera okumayalı 5-6 yıl oldu ve zamanın geldiğine karar verdim. Sylvie Germain'in Amber Gece kitabına da bayıldığımı yazmıştım daha önce ve o romanın öncesini anlatan Gecelerin Kitabı'nı almam farzdı. Diğerlerini ise ilk kez okuyacağım. Sabırsızlandığımı söylememe gerek var mı? Ideefixten gelen kitapların arasında neden hiç kitap ayracı olmuyor ya da nadiren ayraç ekleniyor diye sitem etmem ise kaçınılmaz.
8 yorum:
"Altın kollu adam"ı okuduğunuzda sizde yaratacağı etkiyi pek bir merak etmekteyim. Zira, benim için çok kıymetli bir kitaptır kendileri. Ama naçizane önerim Dostoyevski'nin hemen akabinde Nelson Algren okumamanızdır. Çünkü bana göre Nelson Algren, Dostoyevski'nin 20. yüzyılda Amerika'da yaşamış bir tilmizidir. Üst üste böylesine yüksek tesirli metinler okumak, bünyede kalıcı hasarlar bırakabilir. Ha, canıma kastım var diyorsanız, ben de size bu "ruh üşüten" kitapların üzerine bir de Bataille'ın "Annem"ini okuyun derim. İşinizi şansa bırakmamış olursunuz.
Ama yine de okunacak daha binlerce kitap varken nalları dikmenin hiç alemi yokmuş gibime geliyor.
Şimdiden iyi okumalar...
Yorumunuzun üzerine feci merakımı çeldi Algren fakat gerçekten de canıma kastımın olduğunu söyleyemeyeceğim. O yüzden de Dostoyevski'nin hemen ardından, pek hayranı olmadığım Jane Austen'la bir parça gevşemeyi uygun buldum. Evde beni bekleyen 80 civarı okunmamış kitap var ayrıca. Bataille önerisi için de teşekkürler.
gerçekten ağır kitapların ardından hafiflemek lazım. gurur ve önyargı okumaya değer bir kitap. hamdi koç çevirisi çok güzel.bu kitabın bu kadar sevilmesi,işlediği konunun her zaman gerçerliliğini koruması ve austen'ın da bunu mizahi bir şekilde anlatması. bazıları chicklitin kökeni olarak gurur ve önyargı'yı gösteriyor ama hiçbir chicklitte elizabeth bennet gibi unutulmaz bir karakter görmedim ben.
kitap alışverişiniz hiç bitmesin. iyi okumalar!
Bendeki de Hamdi Koç çevirisi zaten. Chick litle hiç aram yoktur ama bazen bu tür kitapları da okumak gerekiyor. Austen'ın karakterleri sağlam en azından. Zihinsel gevşeme de güzel bir şey.
kitap alışverişlerinin de biteceğini hiç sanmıyorum :))
Almışsın 5i 1yerde'yi bakıyorum. :) Benim en merak ettiğim Biz'di, aldığımdan beri rafta yatıyor öyle ama okuyamadım bir türlü. Algren yorumunu merakla bekliyorum, Hemingway de çok seviyormuş falan hem de kendisi Simone de Beauvoir'in sevgilisiymiş. (Ludmilla Edebiyat ve Magazin bülteninden bildirdi:)) Sartre'la aşık atabilen adam kim merak ediyorum. :)
Yorum yazmaya yazmaya paslanmışım, ama son olarak ben Hamdi Koç çevilerinden hazzetmiyorum, onu da belirteyim. :)
Hamdi Koç çevirisinden ben de hoşlanmadım hiç. "Valla"ların gırla gitmesini geçtim, Austen'ın kendi alaycı ve şirin üslubu sanki yeterince yansıyamamış Gurur ve Önyargı'nın çevirisine. Akıl ve Tutku'dan da çok umutlu değilim ya aldık bi kere İşbankası çevirisini.
Edebiyat-magazin yorumunun ilgi çekmemesi imkansız gerçekten de. Yalnız söylediklerinden Algren'i okuduğunu mu yoksa okumadığını mı çıkarmam gerektiğini bilemedim :)
Nelson Algren okumadım ya, dün de sepete bir attım bir çıkardım ve sonunda almamaya karar verdim. :) Daha Avrupai takıldım bu fuarda. :)
Ben bi süre uzak dursam iyi olur fuarlardan, sahaflardan :))
Yorum Gönder