---KİTAPLAR---
Bu ay çok özel kitaplar okudum. Yazdan bu yana ara ara okuduğum John Fowles'ın günlüklerinden daha sonra bahsedeceğim. Clarice Lispector ayın yıldızı. Guadalupe Nettel ayın keşfi. Alejandro Zambra ayın eski dost kontenjanı. Jorge Ibarguengoitia ayın ilham vericisi. John Fowles ayın mentor'u. Ödüllerimi bu şekilde dağıttıktan sonra detaylara geçiyorum.
Ayın hatırı sayılır bir kısmını Clarice Lispector'la geçirdim. Can Yayınları'ndan çıkan Karanlıktaki Elma ve Bir Hayat Nefesi adlı romanları birçok açıdan arındırıcı bir okuma deneyimiydi. Bu iki kitaba dair yazılarımı önceki blog postlarında bulabilirsiniz: Karanlıktaki Elma - Bir Hayat Nefesi. Başka bir dünyanın, ruhun, yüreğin yazarı Lispector.
Guadalupe Nettel'den iki kitap okudum bu ay. İlki Kıştan Sonra. Karakterlerinin motivasyonlarını anlamakta zaman zaman zorluk çekmeme rağmen empatiden de yoksun hissetmeden okuduğum bir roman. Modern yaşamda karşımızdakilere ve kendimize yabancılaştığımız anları, günümüz insanının yalnızlıkla, bağlanmayla, romantizmle, erotizmle ve genel olarak ilişkilerle sınavını Claudio ve Cecilia'nın bakış açısından okuyoruz. Romanın en başarılı yönü günümüz insanının çelişkilerini irdelemesinde yatıyor. Bir diğer başarılı bulduğum yanı da, karakterlere mesafe alsak bile kendilerine yabancılaşmamamız, çelişkilerine rağmen merak duygusuyla sayfaları çevirmekten kendimizi alamamamız diye düşündüm okurken. Claudio'nun bencilliğine, kadınları kullanmayı normalleştirmesine, güya içten tavırlar sergilerken yaptığı sahtekarlıklara ne kadar kızsam da, yaşadığı buhranları ve tek başınalığındaki takıntılarını garipsemedim. Cecilia'nın saplanıp kaldığı döngüye üzüldüm. Beklentilerine, hayal kırıklıklarına ve depresyonuna rağmen güçlü bir karakter olduğunu hissettim. Romanda bahsi geçen yazarlar ve müzisyenleri listelemek istedim. Guadalupe Nettel'den okuduğum ilk kitaptı.
Nettel'den okuduğum bir diğer kitap hakkında ayrıca bir blog yazısı yazdığım İçinde Doğduğum Beden, Guadalupe Nettel'in kendi anılarından yola çıkarak yazdığı kitabı. Fırtına gibi geçen bir çocukluk ve ergenlik. Geleneksellikten uzak ailelerin de işlevsiz aile olmaktan kurtulamadıklarını gösteren örneklerden biri. Daha uzun olsun isterdim. Detaylar linkteki yazıda.
Jorge Ibarguengoitia'nın Ölü Kızlar'ı tutanak ve tanık ifadeleri şeklinde yazılan, siyasetle mafya, genelevlerle bürokrasi ilişkilerini ele alan, hicvi de eksik etmeyen bir kitap. Soluksuz okudum. Baladro kardeşlerin komplike ilişkileri, acılarla ve şiddetle dolu hayatları romanın ekseninde. Arka planda ise toplumun gerçek yüzünü görüyoruz. Büyülü gerçekçiliğe değil de çıplak gerçekliğe sırtını yaslayan, farklı karakterlerin hikayelerinin gidişatıyla inanılmaz bir kurgu sunan, Bolano'ya da ilham veren bir yazarmış ismini güç bela yazabildiğim yazar. Sistem eleştirilerini polisiye anlatılarının içine yerleştiren kitaplara kapımız hep açıktır.
Alejandro Zambra Bir Noel Hikayesi'nde editörüyle inişli çıkışlı ilişkisini eğlenceli ve bol göndermeli bir dille anlatıyor. Dipnotlarda editörün kendi alaycı sesi var. Dostlukla iş ilişkisinin iç içe olduğu editör-yazar ilişkisi başka bir yazarın elinde sıkıcı bir metne dönüşebilirdi. Zambra'nın elinde oyuncaklı bir hal alması şaşırtıcı değil. Bolano'dan Vila-Matas'a hayran oldukları Güney Amerikalı yazarlardan da dem vuruyorlar yazar ile editörü. 2666'nın ilk nüshasının paylaşılamadığı bölümü okumak romanı sevenler için ayrıca tebessüm sebebi.
---FİLMLER---
Eylül ayı güncel filmlerle geçti. Dizilere daha çok zaman ayırdım. İzlediklerimin arasında en sevdiklerim aşağıda:
Sorry Baby
Cinsel istismar göstermeden güçlü bir istismar ve travma hikayesi anlatabilenler genelde kadın yönetmenler ve yazarlar oluyor. Eva Victor hem yönettiği hem de can alıcı bir şekilde oynadığı filmde döktürmüş. Lolita'ya dair edebiyat tartışmaları, jüri seçimi sahnesinin kritikliği, gerçek kadın dostluğu ruhu ve bir o kadar da fitne fesat kadın düşmanlığı filmden unutamadığım anlar. Eva Victor'ın büyük büyük oynamadan doğallıkla sergilediği performans az bile övülüyor. Cinsel suçlara maruz kalan kadınların travmalarını yansıtma şekli bazılarına ders olsun. Gösterişsizliğiyle büyük filmlerden.
Jeff Buckley belgeseli illaki yaşamının dramatik yönlerinden de bahsederek canımızı sıkacaktı fakat o annesine attığı ses kaydı yok muydu; işte en can sıkıcısı buydu. Babasız büyüyen ve kendi yeteneğini babasının adıyla anılmadan kanıtlamaya çalışan, albümlerinde birçok müzik türünü kullanan, ses skalası inanılmaz boyutlara ulaşan, müzik sektörünün dayattıklarıyla derdi olan, fazlasıyla yoğun hislerle ve tutkuyla müzik yapan bir figür Jeff Buckley. Kendisine dair daha önce bilmediklerime üzüldüm. Annesine düşkün oluşu, son günleri, David Bowie'den Thom Yorke'a birçok müzisyeni etkilemesinin boşuna olmayışı ve Grace albümünün patlamasından sonra şöhretle baş edemeyenler kervanına katılarak girdiği bunalım. Yine zor bir sanatsal kaybın acısını yaşadım izlerken. Kendi ses kayıtlarına (maalesef) son teknoloji desteğini de eklemişler. Bir süre yine Grace'le yatıp kalkmamın müsebbibi bu belgesel.
Weapons'ın karakter odaklı ilerlemesi ve It Follows havası vermesi beni yakalayan unsurlarıydı, yoksa korkutucu anlar ya da senaryonun gidişatı büyük ölçüde tahmin edilebilir. Korku-gerilim sinemasında şaşırtıcı twistlerden çok atmosferin iyi olmasını bekliyorum, o yüzden iyi bir seyirlikti benim için. Benzer lafları edip durmama da gerek yok bence. Yılın en iyilerinden mi, onu da yıl sonunda düşünürüz artık. Filmin manyağının geçmişi için ayrı bir film çekilecek oluşuna sevinsem mi, üzülsem mi karar veremedim. İlgi çekici bir şey çıkarsa neden olmasın diyor, Julia Garnercığımı yanaklarından öpüyorum. Ozark'ın finaline hala sövdüğümü de eklemeden geçemeyeceğim.
Çoğu İrlanda dilinde çekilmiş bu folk horror filmi benim için ayın sürprizi oldu. Bazı ürkütücü anlar kör gözüme parmak gibi gelebilir ama alt metinlerinden atmosferine, iki karakterin yüzleşmelerinden finale doğru gidişata beni etkileyen filmlerden biri oldu Frewaka. Düşük bütçeli yapısıyla çok şey başardığını düşünüyorum. Kadınların travmalarıyla İrlanda halkının travmalarının nasıl iç içe olduğunu yüzümüze vuruyor. Sanırım folk horror türüne daha fazla zaman ayırsam iyi olacak. Aislinn Clarke umarım bu minvalde devam eder. Slow burn atmospheric folk horror yeni takıntım.
Yeniden İzlediklerim:
Sinemada Back To The Future izleme deneyimini yaşamadım demem artık. Marty McFly ve Doc Brown'la büyüyen herkes için çok sevindiriciydi sinema gösterimi. Milyon kere izleyip güldüğüm sahnelerde yine aynı tepkileri vermeyi ve sırıtmayı kendime bir borç bildim. Sinema salonunda bangır bangır Johnny B Goode dinlerken kendimi kaybettim.
Paul Thomas Anderson'ın son filmi One Battle After Another öncesi Magnolia'yı tekrar izlemek istedim. (Notlarıma göre 3.veya 4.izleyişim.) Çok iyi oldu. Baş döndürücü kurgusu, insan hikayelerinde ironi ve hüzün birleşimi, oyuncu seçimi ve en çok da tekniğinin ve yönetmenliğinin kusursuz oluşu hala aynı etkiyle izletiyor. Tek şikayetim Tom Cruise'un sahnelerinin Philip Seymour Hoffman'dan daha fazla oluşu. Julianne Moore gibi "Ne haddinize" çıkışı yapabilmeyi diliyorum densizlere karşı. Her izlediğimde farklı bir karaktere üzülüyorum. Bu kez yarışmacı çocuğa daha fazla üzüldüm.
---DİZİLER---
The X-Files Rewatch: 3.Sezon
Mulder'ın hükümet komplolarının peşinde ölüp ölüp dirildiği, Scully'nin yaşadığı kayıplarla kendini sorguladığı, Gizli Dosyalar'ın bir kapanıp bir açıldığı, malum gizli topluluğun biraz daha ifşa olduğu bir sezon. Mulder ve Scully'nin amirleri Skinner'ın da bir bölümde komplolardan nasibini aldığını görüyoruz. Amerikan çomarları, laflarına kulak asılmayan bilge yerliler, işlerine karışılmasından hoşlanmayan yerel polis yetkilileri gibi bilindik öğeler hiç sırıtmıyor, seyirci olarak evimizde hissediyoruz kendimizi bunları görünce bu dizide. (Bence öyle yani.) Uzaylıların ve dizinin komple ti'ye alındığı Outer Space adlı bölümün güvenilmez anlatıcılı gayriciddi havası bir yana, genel olarak atmosfer, gerilim, kasvetli sonbahar-kış havası, şemsiyelerle kabanların içinde kaybolan Mulder ve Scully'nin atışmaları, ışık ve gölge kullanımı yine az buz değildi bu sezon da. Ekim ayı 4.sezonun yeniden izlenmesiyle geçecektir.
House of Guinness






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder